31 Ekim 2012 Çarşamba























Fotoğraf: Sena T. eylül2012

30 Ekim 2012 Salı

Salaklığıma doymuyorum. Mesela 9:40'taki biyoloji dersine girecektim ama uyandığımda saat 9:35 idi. Sandviç ekmeğine nutella sürüp sallama çay içiyorum. Böyle kahvaltı olmaz olsun. Sallama çaydan nefret ederim. Ama içiyorum. Ayrıca sol üst dişlerimin en sonunda bir yerde bir ağrı var günlerdir. 20'liklerimi çektirmemiş olsam ona yoracağım fakat lakin ki ortada herhangi bir 20'lik diş yok. Bu durumdan hiç hoşnut değilim. Sanırım drama atölyesini haftaya filan bırakacağım çünkü eşşeyin zikinden dolayı. 


Boynuma pijama dolanmış bir şekilde Seğmenler Parkı'nda ölü bulunmamın üzerinden bir gün geçti ve biyoloji çalışmak zorundayım.

27 Ekim 2012 Cumartesi

Dünyada sadece bir tane şehir olsaydı hepimiz aynı şehirde olacaktık.
Yine zamanla akmaya başladım.
Yine dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir gerizekalının yanlış zamanda yanlış yerde olması yüzünden bir sürü şeyi yaşayamadım.

26 Ekim 2012 Cuma

Şimdi sizlere Melih Kafası'nı tanıtacağım.

















NEDEN MELİH? NEDEN?

25 Ekim 2012 Perşembe

Zararsız olduğu iddiasıyla Freud, kokaini kendisi de kullanarak, onun yorgunluğa ve Nörasteni'ye iyi geldiğini savundu ve 1884 Temmuz'unda kokainin büyük değerinden bahisle, onun stimülan ve afrodizyak olarak ve ayrıca mide rahatsızlıklarında, kaşekside, astımda ve morfin alışkanlığının tedavisinde kullanılmasını tavsiye etti. Bu sonuncu noktayı kanıtlamak için, şiddetli bir nörolojik hastalıktan dolayı morfine bağımlı kalmış olan yakın arkadaşı Fleischl'e uyguladı. Mamafih, Fleischl sonunda kokaine bağımlı kaldı.
Aklıma Ankara suyunun temiz olduğunu kanıtlamak için basın toplantısında çeşme suyu içen Melih Gökçek geldi. Her şey sinirsel.
Müslüman olmamak için zibilyon tane sebebim var fakat kurban bayramı tek başına yeterli bir sebep. Bayramınız kutlu olmasın.

24 Ekim 2012 Çarşamba


Yalnızca aptallar 8 saat uyur çünkü uykunun dünyanın en güzel şeyi olduğunu yalnızca akıllı insanlar bilir ve eğer imkanları varsa 8 saatten fazla uyurlar.







Merhaba. Bugün Kızılay'a gidip tek başıma oturdum. Kendi kendime oturmayı o kadar çok seviyorum ki hayatımın geri kalanını kendi kendime oturarak geçiremem çünkü canım sıkılır. Cümlenin gidişatını keskin bir viraj ile nasıl da değiştirdim. İşte hayat da böyle. MEH.

23 Ekim 2012 Salı








Öss'ye hazırlanırken verdiğim klinik psikolog pozum. Burada "peki bunu ailenle konuşmayı denedin mi?" diyormuşum. Sonra bir sürü şey değişti. Peki bunu ailemle konuşmayı denedim mi?
Kendimi bomba gibi hissediyorum. Über verimli bir tatil geçirip bir sürü ders çalışacağım. Bayramdan sonraki sınavların eline vereceğim. Okul açıldığından beri işlediğimiz bütün konuları hatmedeceğiğiemahjsdkflghajs of.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Geçen sene bu zamanlar, elimde olsa 24 saat Bowerbirds dinleyecektim. Kendimi iyi hissettiriyordu. İnanılmaz büyük bir boşluktaydım. Okulu sevmiyordum. Okulda bulunmak istemiyordum. Hep uyumak istiyordum. Yine yanlış bir hayatı yaşadığımı düşünüyordum. Yeniden başlatmak istediğim çok şey vardı. Özlem duygusu bütün hücrelerimi öldürüyordu. Saçlarımı acıtıyordu. Parmak uçlarımı uyuşturuyordu. Okula, devam zorunluluğu olan derslerde bulunmak için gidiyordum. Bedenen oradaydım. Ecnebi hocanın her dediğine "Yes." diyordum. Dedikleri umurumda değildi. Sigara hakkında konuşup duruyorduk. Dönem sonunda bana "sana ne desem yes diyorsun." dediğinde cevaben "no" diyecektim. Bundan habersizdik. Essay notlarımı yükseltip beni geçireceğinden de. Beni geçirdiği için teşekkür etmek istedim. Fakat gördüğümde yolumu değiştirdim. Şimdi selam versem de beni hatırlayacağını sanmıyorum.

20 Ekim 2012 Cumartesi

Athena konserine diye yola çıkıp eczacılık kongresinde Ezginin Günlüğü dinlemiş olmam ya tamamen spontaneydi, ya da paralel evrenlerden birine geçtim. Eczacıların kafaları çok güzel. Kongre yaptıklarını sanarken aslında düğün yapıyor olmaları pek ilginç. Neyse. İnsanlar beni aralarına alsınlar diye kendimi sağlık sektöründen sayma çabam pek fakirceydi fakat bira sevmediğim halde bedava olduğundan dolayı kendimi karda sayıyorum. 

-Oda arkadaşlarım yoklar. Boş odaya bakıp bakıp hüzünlendim. Ben buraya baya alışmışım, pek sevmişim. 

16 Ekim 2012 Salı

Sınava 15 dakika kala sandviç aldım. Sandviç 2 parçaydı. Bir parçasını yedim diğer kısmı plastik kutusunda kaldı. Çıkınca drama atölyesinden önce yerim diye hayaller kuruyordum. Hocamız bütün eşyalarımızı sıradan uzaklaştırmamızı isteyecek kadar ruh hastası fakat lakin ki sandvicim de mi be hoca? Sandvicimi kürsüye koydurdu. Sandvicimi orada unuttum. Bunu dramada sahnede gözlerim kapalı bir şekilde birilerinin suratlarını ve kollarını ve saçlarını ve vücutlarının başka bölümlerini elleyerek eşimi bulmaya çalışırken hatırladım. Çok üzüldüm. Mola verdiğimizde sınıfa koştum. Kilitliydi. Umarım hoca unuttuğumu fark edip suçluluk hissetmiştir. Daha sonra da odaya gelirken aşağıdaki otomattan susamlı çubuk kraker alacaktım. Yanlışlıkla uludağ gazoz aldım.
Yine ölümcül kütüphanede burun çekme hastalığına yakalandım. Çevreye verdiğim rahatsızlık kalbimi bir hayli kırıyor. Kalkıp gitçem. Sokayım sınavına da sana da zaten. Cognitive psychology dediğimiz şeyin resimdeki balerin hangi yöne dönüyor'dan ibaret olduğu konusunda hemfikir olsak kafalarımız rahatlayacak. Ya da SİYAH NOKTAYA ODAKLANDIKTAN SONRA GÖZLERİNİZİ KAPATIN ARKADAŞLAR ATAMIZI GÖRECEKSİNİZ TÜYLERİM DİKEN DİKEN ŞU AN İNANILIR GİBİ DEĞİL TIKLA iPAD 2 KAZANMA ŞANSI YAKALA. Herkesin perception'ı kendine. Neyin çabasını veriyoruz? Evet tren rayları uzakta birleşiyormuş gibi görünüyor. Evet uzaktaki araba çok yavaş ilerliyormuş gibi görünüyor. Evet motion parallax. Evet amınakoyayım. Beyin çok deyşik. Evet zihin de öyle. İkisi de baya lazım. Tamam. Evet. Sena diyor ki, keşke beraber sanat tarihi okuyup bohem olsaydık. Sena inşaat mühendisi olacak. Sena'yı tanımazsınız siz. Çok akıllı. Her türlü mühendisliği ağzına bile sıçarak okuyabilir. Ama Sena bu değil. Çok yanlış. Biz çocukken uçurumculuk oynardık. Her tümsek, her ağaç dalı bizim için inanılmaz yüksek uçurumlardı. Her küçük su birikintisi okyanustu. Her çimenlik ormandı ve bizler devdik. Her çatlak depremden oluşmuştu. Topraktaki her dal parçası dinozor kalıntısıydı ve biz arkeologtuk. Her araba uzay mekiğiydi. Sena astronot olmak istiyordu. Yıldızları çok seviyordu. Ben hayallerimi hatırlamıyorum belki Sena hatırlıyordur. Bizim aramızda 10 saatlik karayolu var.
Odam dördüncü katta olduğundan çıkıp sigara içmeye o kadar üşeniyorum ki böyle, böyle o yolun dönüşünü düşünüyorum, böyle bi al basıyor, bi geriliyorum, bi fena oluyorum.Başka insanların başına gelen çok kötü ve asla benim başıma gelmeyeceğini düşündüğüm şeyleri duyunca kendi sikindirik problemlerimden utanıp yerin yedi kat dibine iniyorum, yetmiyor. Şu an Merve'ye sarılıp ağlamayı o kadar çok istiyorum ki, bu isteğim aklıma  "İstanbul dediğin aslında şu kadarcık mesafe, kalk git." düşüncesini getiriyor. Ben her zaman uzaklığa sokmak taraftarıydım zaten, sadece aşık olmuştum, galiba.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Merhaba
Bugün 15 Ekim 2012, pazartesi. Telefon arka planına kendi fotoğrafını koyan insanı bugün de anlamadım. Anlamak da istemiyorum zaten. Akşam hazır pizzamı ortak mutfaktaki fırına atacaktım fakat fırının ayarları evdekinden çok daha farklı olduğundan iç güdüsel birtakım dürtülerle pizzamı yenilebilir hale getirdim. İçeceğimin olmaması beni biraz üzse de önemsemedim. Koskoca mutfakta bir tek ben ve bilgisayarıyla bir şeyler yapan bir kız vardı. Sonra tv'deki Arka Sokaklar'ı değiştirmeye çalıştığımı fark etti. Meğer elimdeki kumanda uydu alıcısının değil, televizyonunmuş, dolayısıyle birtakım gereksiz karıncalı kanallar açtım. Kız gelip yardım etti. Kendimi dede gibi hissettim. Bölümümü, haber izlemek isteyip istemediğimi ve siyaset sevip sevmediğimi sordu. Sırasıyla psikoloj, fark etmez ses olsun diye şeyapçaktım, siyasetle pek ilgilenmiyorum dedim. Hmmmm sözel bi bölüm ve siyasetle ilgilenmemek??? Deyşik....... dedi ve bir siyasi tartışma programı açıp bilgisayarının başına döndü. Ona "peki ama sana ne be dal yarak?" demek istedim ama hiçbir şey söylemedim. Programı izlemeye başladım. Birkaç dakika sonra kız yerinden koşarak kalkıp çöpe koştu. Oradan tekrar koşara yerine gelip eşyalarını toplayıp çıktı gitti. Giderken bana "iyeylenceler." dedi. O an fark ettim ki içerisi kalabalıklaşmaya başlamış. Etrafta yemek yapıp birbirlerine sarılan ve öpüşen çiftler türemeye başlamış. Sonra tezgahta oturan bir kız ve onun beline sarılan sevgilisi, yemek masalarından birinde öpüşen bir çift, birbirlerinin burnuna mesela ketçap sürüp onu yalayan insanlar.. (Sonuncuda romantik ama sevimli bir şeyler uydurmaya çalışıp ortamın küçük bir porno film setine dönüştürdüğümü fark ettim.) Kimse kimsenin burnuna ketçap sürüp onu yalamadı. Zaten ketçap yani. Kendimi bir hayli yersiz ve de densiz hissetmeye başladım. Sanki orada olmamam gerekiyordu. Orada yalnızlara yer yoktu. Anladım ki koridorlardaki siyah deri koltuklar ve büyük mutfak akşam 9'dan sonra sadece çiftlere aitti. Bütün bunlar mutfağı koşarak terk eden kızın davranışlarının tamamını değilse de, mutfağı koşarak terk edişini açıklıyordu. Lokmalarım boğazıma dizilende ben oradan ayrıldım. Odama geldim.
Dün akşam bölümden insanlarla ders çalıştık. İlk başta Felix'in atlamasını bekledik tabii. Bir ara atlayamayacak sandık, atladı. Helal olsundu. Bölümümdeki insanların not ortalamaları bana bir hayli "oha amuğagoyim :))" dedirtti. İnsanlar gerizekalı olduğumu düşünmesinler diye zekice espriler şakalar yapmak istedim, olmadı. Sonra herkesi etrafıma oturtup "bakın arkadaşlar, ben cidden gerizekalı değilim, içinizde varsa böyle düşünen, hayır yani cidden değilim." demek istedim. O da olmadı. Çalıştık ve bitti. Sonra odaya geldim. Kızlar çoktan uyumuşlardı. Yine aynı "hmm ses yapmayayım hemen uyuyayım" düşüncem yerini 35bin tane düşürülmesi imkansız eşyamı yere düşürmem ve acayip gürültüler çıkarmama bıraktı. Sonra uyudum. Rüyamda bölüme Bölüm Başkanlığı Kapısı diye bir yerden giriliyordu ve o kapı bir uçurumun üzerinde sallanan asma bir köprü gibi bişiydi ve orasından burasından kolonlar fışkırıyordu. Rüyanın devamındaysa şu an hatırlamadığım birkaç kişiyle çocukluğumun geçtiği evimizin oturma odasında yakan top oynuyorduk ve topların havası çok inikti. Ben de diyordum ki bunları şişirmezsek vurulmama gibi bir ihtimalimiz olmaz ve top çok sert gelir. Şişirirsek daha yavaş gelirler, hem kaçabilme ihtimalimiz artar hem de canımız yanmaz, ayrıca oyunun tadı daha iyi çıkar. Sırf bu yüzden rüyamda yoruldum lan. Beni dinlemedi orospuçocukları. Vay efendim topların çapı şöyleymiş alanları buymuş o yüzden dediğim doğru değilmiş. Rüyanın sonuna doğru aldım topu havasını indirdim. NOĞOLDU YARRAĞIM dedim. Bana küstüler. Uyandım. Arkamdan konuşmaları beynimin içinden dışarı taştı. Götler.

14 Ekim 2012 Pazar

Şu an İç mimarlık stüdyolarından birinde cognitive çalışmaya başlamadan önceki hazırlanmaya çalışma evremdeyim. İnsanlar sanatlı birtakım işlerle meşgul iken benim burada beyin ve algı üzerine "resimdeki balerin hangi yöne dönüyor?" muhabbetleri çevirmem pek hoş değil.

Bu sabah Acme'deki grup terapisine katıldım. Bir daha katılır mıyım bilemiyorum.

Temsili mimarlık stüdyosunda beyinli bişiyler çalışan kız :(

12 Ekim 2012 Cuma

Eskişehir'e olan spontane yolculuğumla ilgili olarak çok iyi vakit geçirdiğimi ve pek mutlu olduğumu söyleyebilirim. Bu kadar. 

11 Ekim 2012 Perşembe

Dün akşam çok acayip bir şey oldu ve ödev yaptım. Bu akşam çok acayip bir şey olacak ve Eskişehir'e gideceğim. İnsanlara hayır diyemeyişim şu boyutlarda bakınız;

+Bilge yarın Eskişehir'e gelsene.
-Tamam.

Neyse ki daveti Sena'dan aldım. O yüzden sayılmaz fakat akşama drama var onu da kaçırmak istemiyorum. Ne yazık ki son hızlı tren 9'daymış, dramaya kalırsam yetişmem imkansız. Ben de dersten sonra 6 treniyle gidicem. Gece de Emrelerde kalacakmışız. Emre'yle olan münasebetimizin çok saçma bir şekilde yön değiştirmesi birkaç yıl öncesine tekabül ediyor. Bundan bahsetmeye üşendim. Belki bir ara bahsederim.

Bu da temsili ESKİŞEHİR'E GİDİYOM fotoğrafı olsun. Salı günü cognitive sınavım var. Haftasonu ders çalışmalıyım. BAKALIM NELER OLACAKTI.

10 Ekim 2012 Çarşamba


10.10.2011'de yazdığım bir yazı. 1 yılda değişen tek şey yaşım olmuş. 

Üniversitenin en güzel yanı, canın derse girmek istemediğinde bunun adının “OKULDAN KAÇMAK?!?!?” değil, “canım derse girmek istemedi.” olması. Şüphesiz. Bugün okula boşu boşuna gitmiş sayılabilirim. İlk iki saat boyunca kitap okuduktan sonra, diğer iki saate girmeme kararı almamdan söz ediyorum. Çünkü her şeyi aklileştirebilirim. Aklınıza gelebilecek her şeyi, aklileştirebilirim. “Derse girmek istemedim çünkü ayakkabılarım yeniydi.”yi bile, mantığıma uygun hale getirebilirim. Neyse ki derse girmek istemedim çünkü adamın dediklerinden bir bok anlamıyorum.

Bazen, hayal kurarken, üzerinizdeki kıyafete kadar kurgularsınız. Ense tıraşı ve hayal kurmak birbirlerine çok benzeyen iki eylem. Çünkü ikisi de bedava. İşte üzerinizdeki kıyafete kadar kurgularken beyninizde, gözünüzün önündeki fotoğrafta çok güzel görünürsünüz. Yani öyle bir ego ki bu, istem dışı sırıtırsınız da, sırıttığınızı biri görecek diye gerçek dünyayı kolaçan edersiniz. 

Bazen şansıma, bana bir şey danışan birilerine mantıklı gelecek bir iki cümle kuruyorum da, karşılığında çok iyi bir psikolog olacağımı söylüyorlar. Eğer derslere girersem, diye düşünüyorum. Derse girmek istemiyorum çünkü hava çok kapalı. Hayır hayır, pantolonum dar. Hayır ya, girmek istemiyorum çünkü adamın dediklerinden bir bok anlamıyorum. Derse girdiğim zamanlarda da, yanımda yüzünü tam seçemediğim uzun boylu bir genç adamla birlikte -üzerimizdeki kıyafetlere kadar- yürüdüğümüzün hayalini kuruyorum zaten. 
Ense tıraşı gibi.
Bedava.

9 Ekim 2012 Salı

Kırmızı güneşlikli yurt odası bugüne kadar oda yaldır yaldır güneş aldığından sabahları içeriyi adeta bir SEKSe dönüştürüyordu. Odadaki bütün boşluklar kırmızıydı. Her yerimize kırmızı doluyordu. Kırmızılıkla dolup taşan bir odada soyunan 4 tane kız düşünün.. Anlatabiliyor muyum.. Fakat bugün hava kapalı. İçerisi kırmızı değil. Çizgili pijamalarımı çıkarırken herhangi bir seksi öge taşımıyorum. Zaten ağzımda da dişlerim bozulmasın diye taktığım plaklar var. Seksilik çok uzak. Benden seksi olmaz. Kırmızı boşluklar lazım.

Dün akşam yine BEN NEDEN BAŞARISIZIM sorusunu bağırıp durdum. Fakat guaj boya yapmak daha cazip geldi. Guaj boya yaparken hazırlanan karelerin içini boyamam gerekiyordu. Taşıracağım diye korkup kenarlara yaklaşmadım. THAT'S WHY! Bilemiyorum.. Çizimdi, boyamaydı.. Benim işim değil. Ben yorumlamayı severim. Konuşmayı severim. Fikrimi söylemeyi bir de şaşırmayı. Şaşırmayı çok severim. Şaşırdıktan sonra bunu yüksek sesle dile getirmeyi de severim. Ben klinik psikolog olmayacağım. Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak.. Evet tamam ama, ben, açıkçası yani, yanmak istemiyorum kuzucuğum. Bana ağlayarak bir şey anlatmayın, şaşırmayı severim, üzülürüz.

7 Ekim 2012 Pazar

Mesela yarın quizim olduğunu "just a reminder" başlıklı mail sayesinde öğreniyorum. Hocanın remind etmek gibi bir zorunluluğu yok mesela. Hiç de sevmediğim bir kadın kendisi. Ama insanlık ölmemiş. Benim gibi "ne yapsam da daha huzursuz yaşasam?" diye düşünüp duran öğrenciler vardır belki diye mail atıyor. Muhtemelen o sınıfta quiz olduğunu yeni öğrenen tek kişi benimdir. Çünkü derse geç kaldığımda amfinin en arkasına oturup "sana şu an tepeden bakıyorum aziz statistics in psychology dersi" ve "dersi dinliyorum gözlerim kapalı" mısralarını içselleştiriyordum ki bir de baktım kendimi birtakım ufak rüyalara gark etmişim. Gözler kapalı ders dinlenmiyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Sonuç olarak istatistik gibi ne sikim yaptığımız hakkında hiçbir fikrimin olmadığı bir dersi okulun en sevdiğim binası olan sanatlı Grafik Tasarım binasında alıyoruz ve o güzelim binayı böyle pis işlerle kirletiyormuşuz gibime geliyor. Ben de buna tepki olarak dersi gözlerim kapalı dinliyorum. Aslında öyle bir şey yok. Yani evet o binada istatistik dersi işlememizi hoş bulmuyorum ama bu dersi dinlememe engel değil. Dersi dinlemiyorum çünkü ayakkabılarım sarı. Hayır. Saçlarım uzadı. Yok. Kahvaltıda süt içtim. Durumun ne kadar ciddi olduğunun farkına varın istiyorum. Beni iyileştirin istiyorum. Kendimi Türk psikologlarına emanet ediyorum.
Şu fotoğraftaki güneş gözlüğünden bile görülebilen boş, anlamsız ve bitkin bakışımı bütün insanlığa armağan ediyorum.

6 Ekim 2012 Cumartesi

Dün iki buçuk saat boyunca aynı masa etrafında oturduk ve sonlara doğru açılan savaş muhabbeti canımı bir hayli sıktı. Canımı sıkan şey savaş hakkında konuşmak değildi elbette, etrafımda savaşa destek veren insanların olduğunu görmekti. Elim ayağım titredi. Konuşmayı kestim çünkü sesim de titremeye başlamıştı. Sustum. Üst üste birkaç sigara yaktım. Neyse ki derse az kalmıştı ve oradan koşar adımlarla uzaklaştım.

Bugün annemin günü varmış. Akşam üzeri de Neval, Duygu, Esra ve Barış'la buluşacaktık. Bari evden erken çıkıp Kitap Kurdu'nda huzurlanayım. Çünkü bir süredir yine huzurum kaçık. Yine içimden bir şey yapmak gelmiyor. Ne istediğim ve ne bulduğum ve nerede olduğum konusunda korkunç şeyler düşünmeye başladım.

Cognitive psychology dersinde beynimize hayran kalmayı planlarken fakir fakir şeylerde nasıl yanıldığımızı görüp insan beynini küçümsedim. Tabii bunun ucu tanrıya dayandı.

-Kış beni biraz korkutuyor.

5 Ekim 2012 Cuma


































Tuvalet girişi için fazla huzurlu değil mi sizce de?

4 Ekim 2012 Perşembe

Bugün cognitive psychology dersinde hep birlikte imana geldik


"O zamanlar her şey normal geliyordu. Hiç derdim yoktu. Belki de mutluluk buydu.."

5 ekim'e kadar Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde Çağdaş İtalyan Fimleri Haftası şeysi var. Dün akşam biz La Kryptonite Nella Borsa filmini izledik. Yarın da gitmeyi düşünüyoruz. Güzel yani. Gidin. Güzel. Öyle.


-Bazen rüyalarımızda hayatımızda hiç görmediğimizi düşündüğümüz birilerini görme durumuna akıl sır erdiremiyorum. Muhtemelen günlük hayatımızda hiç dikkat etmediğimiz yüzleri aslında bilinçaltımıza vakumlayıp rüyalarımıza konuk ediyoruzdur. FAKAT. Ya öyle değilse? Her şey çok karışık. 

2 Ekim 2012 Salı

Bugün ilk paramı kazandım. Tam olarak 9TL. Geçen gün bir hocanın araştırmasında gönüllü olmak isteyip istemediğimizin ve katılırsak para kazanacağımızın yazılı olduğu maili yanıtladım ve araştırmaya katıldım. 100 soruluk bir genel kültür testini cevaplandırmamız gerekiyordu ve her doğru cevabımız için 20 kuruş kazanacaktık. Sorular "Halley kuyruklu yıldızı dünyaya en son hangi yılda yaklaşmıştır?" gibi şeyler olduğundan büyük kısmını sallayarak araştırmadan 45 doğru yanıt ve 9TL ile ayrıldım. Adam yanlışlıkla 10 lira verdiğinde 1 lirasını iade ederek de birkaç karma point kazanmayı ihmal etmedim. Nurbahar karmaya olan inancımı sarsacak bilimsel açıklamalar yaptı geçen gün. İlk başta tatmin oldum. Sonra geçti. Belki bir süre sonra karmadan tamamen sıyrılır mutlu mesut bir hayata kavuşurum.

Dün drama atölyesinde, "sahnede ayıp olmaz" kuralını özümsemek amaçlı birbirimize küfürler ettik. Tanımadığım bir insana sahnede GÖTÜNE DİNOZOR TAŞŞŞAĞ GİRSİN diye bağırmak kendimi iyi hissettirdi. Drama atölyesinde devamlılık sağlamak istiyorum, umarım güzel gider.

Bugün sosyal psikoloji dersinde gruplara ayrılıp "Birden fazla oda arkadaşına sahip olmak erkek öğrencilerin akademik performanslarını kadın öğrencilerin akademik performanslarından negatif olarak daha çok etkiler." diye sikimsonik bir şeye hipotez yazıp araştırma yapıyormuş gibi davranmamız gerekiyordu ve deney yapmanın ne kadar zor olduğunu fark ettim. Şimdi öğrencileri 50 kadın 50 erkek olarak alsak yaşlarını neye göre alacağız? Yaşlarını 18-22 olarak alsak, üniversiteye yeni başlayanların akademik performansları adaptasyon problemi yüzünden de manipüle olabilir ve araştırma epic fail olur. Hadi onu hallettik diyelim, akademik performanslarını neye göre ölçeceğiz? Not ortalamalarına göre desek, önceki yıllarla karşılaştırmamız gerekecek. Önceki yıllarla karşılaştırmaya kalksak bu adamların her yıl aynı tarz odalarda kaldığını da belirtmemiz gerekecek. 100 kişinin ne zaman kaç kişilik odada kalıp kalmadığınööeöröeröeöre?

-Sürekli açık algılara olan ihtiyacımı kendi başıma gideremediğimden okulun psikologundan randevu aldım. Haftaya terapim başlıyor.