30 Eylül 2012 Pazar

Cuma günü Odtü'deki evrim konferansı için İstanbul'dan Nurbahar geldi. Akşam Leman'da bir şeyler yedikten sonra Sakal'da oturduk. Gece okula döndük ve Nurbahar'ı yurda attım. Ertesi sabah ben eve Nurbahar Odtü'ye gitti. Bütün gün yattım, oturdum, yedim, yattım, içtim, oturdum. Akşam annemlerle beraber bir yerde oturduk. Ailem Nurbahar'ı çok sevdi. Bu sabah Nurbahar'ı Odtü'ye bıraktık. Benimse ödev yapmam ve ders çalışmam gerekiyor fakat lakin ki ders çalışmayı unuttuğumu unutmuşum. Cognitive psychology ilgi çekici bir şey olmasına rağmen iş masa başında vakit harcamaya gelince içim daralıyor. Bunu aşmanın yolu nedir hiçbir fikrim yok. Akşam Nurbahar'ı da alıp yemeğe gideceğiz. Sonra yine yurda geçeceğiz. 
Ağzımdaki yaraların geçmesiyle yeni ve sağlıklı gülüşüme yeniden kavuştum. Kendime telsiz ağzımla birlikte bir ömür mutluluklar diliyorum. Sizleri de allağa emanedediyorum.

29 Eylül 2012 Cumartesi

Bu fotoğrafa çok gülüyorum. Buğra sanki dans ederek beni baştan çıkarmaya çalışıyormuş da o sırada ensesinden içeri böcek girmiş filan gibi. ÇOK KOMİĞME GİDİYOR.

26 Eylül 2012 Çarşamba

Ağzımdaki yara o kadar pislik bir şey ki ağzımı açamadığım için kahvaltı olarak süt içiyorum. Dün eczaneye gidip ŞUNUN ÜSTÜNE SÜRECEK BİR ŞEY VERİN dediğimde alacağım yanıtın Bephanten olacağından emindim ama belki dedim, belki de farklı bir şey önerirler. Gece gündüz ağzımı Bephanten'e buluyorum ama nuh diyor peygamber demiyor koduğum. Of :(

25 Eylül 2012 Salı

video

Bu yılın en güzel sabahı, 1 ocak sabahıydı.
Dün tellerim çıktıktan sonra her şey o kadar harikaydı hayat o kadar süperdi ki kendi kendimeyken bile 32 dişimi, ah pardon bende 27 tane var, 27 dişimi göstererek sırıttım. FAKAT. Dişler bozulmasın diye yapılacak olan plaktan önce dişlerimin ölçüsü alınırken ağzıma ağzımın 8 katı büyüklüğünde bir şey soktuklarından ağzımın kenarları, yani dudaklarımın kenarları işte, hep yara oldu ve bu sanki karmanın bana "SIRIT SIRIT YARINA AÇAMAYACAN O AĞZI AHAHAH" deme şekliydi.

Bu, 2010 yazında başlayan ağız ve diş sağlığı konulu maceramın bana verdiği son hasardı dostlarım, emin olabilirsiniz. Bunu, orospuçocuğu ortodontistimden bir "hoşçakal" hediyesi olarak kabul ediyorum.


24 Eylül 2012 Pazartesi

Bugün yurda götürmek üzere kek yaptım. Sonra akşam annemler yurda bıraktıl. Dışarı çağırılıyorum. Tam da picamalarımı giyip sütümü içiyordum. BU ÇOCUKLAR OKUMAZ.

Sabah oldu. Dün yazdıklarımdan sonra sütümü dışarda içmeye devam ettim. Bir iki saat oturduktan sonra üşüyüp odama geldim. Uyudum ama yoo.. Aslında uyuyamadım. Çünkü ortodonti serüvenimin sona ermesine saatler kalmıştı. Şimdi 2 saat kaldı mesela. Bu nedenle bütün gece yatağımda döndüm durdum. Saçma sapan rüyalar gördüm ama hiçbiri geçen gün gördüğüm ve ortodontistin "tellerini çıkartmıyom." dediği rüyamdan daha korkunç değildiler.























Fotoğraf tellerim takıldıktan 2 ay sonra çekilmişti. Tabi o zamanlar ağzımda demir taşımak yeni ve değişik bir şey olduğundan bakın nasıl da keyifliymişim. Bir süre sonra insan sıkılıyor azizim.

Bu arada bugün gittiğimde bir aksilik olur da tellerim çıkmazsa kendi kendime sökmeyi deneyebilirim. Öpüyom.

22 Eylül 2012 Cumartesi

Bu huzurun sebebi Eylül mü acaba yoksa aldığım riskten alnımın akıyla çıkışımdan mı kaynaklanıyor?

Geçen gün sosyal psikoloji dersinden aldığım keyfin tarifi yok. Bugün Kitap Kurdu'nda otururken Fundamental Attribution Error gözlemlemeye çalışayım dedim de bir paragraf yazı yazmış bulundum;

       Yakın arkadaşlar ama oğlanın daha yakın arkadaşları var. Sanki biraz ikiyüzlü ama yok yok, sadece düşüncesiz. Kız ise bir hayli kırgın. Çünkü "dost"u acı söylüyor. Neden kendisini umduğu ya da hak ettiğini düşündüğü gibi korumuyor? Öğüt almayı değil sadece omzuna "pıt" yapılmasını istiyor. Bütün mesele bu aslında. "Haklısın" denmesinden çok, güven verici bir dokunuşa duyulan ihtiyaç.

21 Eylül 2012 Cuma

video

Geçen akşam yurtlar durağında mahsur kaldık. Sonra baktık yağmur azalacak gibi değil, elimizde poşetlerle yurda koştuk. Sırılsıklam olduk. Ertesi sabah bulutsuz bir gökyüzüne uyanacağımızı bilmeyerek durakta beklerken yağmuru video'ya aldım, kafamın içindeki Ricky Nelson'a Lonesome Town söyleterek. Söyle be abicim kim tutar seni be! dedim, söyle!

20 Eylül 2012 Perşembe

"six degrees of separation" denilen şeye inanıyorum ama onu bir de farklı insanlar aracılığıyla yeniden yaşayamaz mıyız? Mesela sana başka insanlarla da bağlı olsam. Haberlerini alsam, nasılsın acaba?

19 Eylül 2012 Çarşamba

Takip ettiğim bloglar, hala çok az yazıyonuz. Beni üzüyorsunuz. Ya da ben buraları da tumblr gibi belledim, sürekli bir paylaşım bir atraksiyon bekliyorum.

Bugün dersim 3buçukta olduğundan odada tembel tembel takılıyorum. Oda arkadaşlarım sabahın köründe kalkıp gittiler. Öyle hayvani bir uykudaydım ki hiçbir şey duymadım, çıkarlarkenki kapı sesinden başka. Sabah kahvaltısı olarak eppeğme nutella sürüp onu yedim. Süt de alırdım da şimdi kim 4 kat incek de süt alcak da geri çıkacak daa.. Bugün odaya dönerken alayım bari.

20'sinden sonra Gossip Girl'e başlayan kız diye bir şey yoksa ben dizimi izlemeye devam edeyim. ÇOKOŞUMA GİDİYOR.
Dün akşam Melih bugünkü doğum günü için "yarın akşam beni tanımayan birileriyle Corvus'a gelin ve kimin doğum günü olduğunu bilmesinler" dediğinde "he tamam" dedik ve ciddiye almayıp Esra'yla beraber gittik. Servise bindiğimizde duyduğumuz şeyler ise "BAŞARAMIŞ!" dedirtti bize. Bazı kızlar aralarında "Corvus'taki kimin partisi yyyaaaeaaa" diye konuşuyorlardı! Salı akşamı için oldukça kalabalıktı ve gerçekten de Melih'in kim olduğu hakkında hiçbir fikri olmayan hatta bizim okuldan bile olmayan bir sürü insan vardı. Mumlarını üfledikten sonra bir Devlet Bahçeli edasıyla konuşma yapan sarhoş Melih şöyle şeyler söyledi:

"Ben zaman kavramına inanmıyorum çünkü zaman bazen çok hızlı geçiyor bazen de yavaş ve önemli olan bugün doğum günüm olması değildi bugün herkes bir araya geldi ve iyi vakit geçirdi eğer ben sadece tanıdığım insanları çağırsaydım egomu şişirmiş olacaktım herkes gelip sarılıp doğum günümü kutlayacaktı belki yapmacık olacaktı fakat buraya birbirini tanımayan bir sürü insan geldi ve. BEN HERKES MUTLU OLSUN İSTEDİM. HERKES MUTLU OLSUN!"























18 Eylül 2012 Salı

Eve geldim................ Ailemi çok özlemişim.............. Ablam duruşması için Ankara'ya gelmişti. Onu sabah kahvaltısında yakalamaya çalıştım ama yetişemedim. Öğleden sonraya kaldık artık. Bundan sonra her şeyin hesabını yapıyorum. Mesela bugün dışardan yemeyeceğim çünkü zaten 8 lira yol parası vermiş olacağım, filan gibi. Akşam Melih'in doğum günü var gerçi. Yine paralar akacak. Oda arkadaşlarımdan biri yemek yapmayı çok sevdiğini söyledi. Dün de fasulye ayıklıyordu. Baya bildiğiniz, pişiriyor filan. Mutfak alışverişine beraber çıkmayı ve yemekleri ortak yapmayı teklif ettim. Aslında yapabileceğim tek şey o yemek yaparken yanında ona psikolojik destek sağlamak. Eee, biz de mesleğimizi icra ediyoruz neticede. Neyse, teklifimi kabul etti. Bundan sonra Akdeniz mutfağına hakim olacağım. Çünkü oda arkadaşım Antalya'lı. Bakın, her şeyin nasıl da güzel mantıklı açıklamaları var. Akşam yurda dönerken evden tava götüreyim de sabahları kendime omlet yapayım. (üşenecek, poğaça yiyecek) Netbukum fakir ve sorunlu olduğu için DORMNET denilen yurt internetine bağlanamadım. Format yemesi lazım sanırım. Spss diye bir şey indirmem lazım ki statistics in psychology denilen şeyde başarılı olayım. Ama indiremiyom. Bir panik hakim oldu bünyemde. Sonuçta karma pointlerimi akademik hayatımda kullanmadığım ortaya çıktı. Allahını seven üstüme spss atsın!

17 Eylül 2012 Pazartesi

Şu an  Esra'nın odasındayız. Çinli oda arkadaşı Yuzhu (Yuçi diye okunuyormuş) mutfakta noodle pişirdi ve şu an yiyor. İster miyiz diye sordu ama yaptığı sos biraz kötü koktuğundan "NO THANKS WE JUST ATE kedi filan yiyo muydu la bunlar :))))999" filan dedik.

Peki ben neden kendi odamda takılmıyorum? Hayır efendim, gayet de takılıyorum.Sadece odam 4. katta ve asansörümüz yok. Oda arkadaşlarım dün geldiler. Bence iyi kızlar. Ben sevdim. Ben herkesi seviyom genelde.

Yarın sabah eve kahvaltıya davetliyim. Sanki sarhoşken paralel bir evrene geçtim de hatırlamıyorum. Her şey çok saçma. Ama güzel.


15 Eylül 2012 Cumartesi

Bugün 2 küçük valizim, bir sırt çantam, bir kol çantam bir de torbayla yurda geldim. Bütün bu eşyaları tek başıma 4. kata kadar taşıdım. Öleceğimi sandım. Ölmedim. Oda arkadaşlarım hala gelmemişlerdi. Yerleştim. Ezgi geldi. Oturduk. Sonra Esra'ya doğum günü için sürpiz hazırlamaya çalışıp beceremedim. Çünkü sürprizimiz için bize yardım eden Esra'nın erkek arkadaşı Tolga'nın arabasının önünde fakir gibi fotoğraf çekip feysbuka koyduk. O sırada internetli bir ortamdan çok uzakta olduğundan emin olduğumuz Esra'nın telefonunun bu kadar marifetli olduğunu düşünemedik. Sonra. Anlatmaya çok üşendim. Ezgi, Ali ve ben pastayı hazırladık. Esra'yla Tolga geldi. Kutladık. Yedik. Elif geldi. Saç kıran olan kedi geldi. Gitti. Bazen yine geldi. Sonra Esra, Tolga ve Elif gittiler. Ezgi yurt mutfağında bize boyoz ısıttı. İlk defa boyoz yedim. Çekirdeğe çiğdem dedikleri yetmiyormuş gibi, böreğe de boyoz diyorlarmış meğer. Ama sevdim. Ama börek. Normal börek. Güzel mi, evet, güzel ama, börek. Sonra kendi odama hırka almaya çıktım. Oda arkadaşlarımdan biri gelmiş. Annesi yerleşmesine yardım ediyordu. Tanıştık. İyi birine benziyor. Sonra gittiler. Yarın gelecekmiş. Bu gece yalnız kalacağım. Yurdun internetinde sorun var. Üzücü. Sonra da 76'nın orda oturup kağıda isim karakter filan yazıp tahmin etmeceli oyundan oynadık. Ali'ye Cafer'in Kenan Hocası'nı sordum. Cafer'in hayatımızda kapladığı yer, bazı insanların kapladıklarından daha büyük. Bence o bazı insanlar bu yüzden üzülebilir. Ama umrumda olmaz. Umrumda olacak olsa, Cafer onlardan çok yer kaplamaz. Kaplıyor. Cafer dürüst. Cafer net.

Yarın Seğmenler'e gidicez.

14 Eylül 2012 Cuma

Merhaba arkadaşlar.
Karma pointlerimi akademik hayatımda kullandığıma olan inancım tavan yapmışken bugün başıma gelen hadiseler sonucu fark ettiğim şey inancımın tamamen boş olduğuna dairdi.

Dün ders seçimleri esnasında, geçen dönem ortalamamdan ötürü 1 krediye daha ihtiyacım olduğu için advisor'ıma HOCAM ELİNİ AYAĞNI ÖPEM BANA BİR KREDİ diye yalvarmak üzere bir form çıkarttırdım. Bugün o formu bölüm başkanım, advisor'ım ve dekan olduğunu yeni öğrendiğim Dilek isimli kişiye imzalatmam gerekiyordu. Advisor'ım kendisinden beklemediğim bir ilgi gösterdi bana ve "imzalıyoruum ama bu sene daha çok çalış hihihih" kadar olmasa da baya yakın davrandı ve imzaladı. Sıra bu sene bölüm başkanı olan Michelle'e geldi. Michelle durumu önce pek anlayamadı, imzaladı. KAPTIM İMZAYI OH YES filan diye içimden sevinirken Michelle birden "........bi dakka lan?" dedi. Transkriptimi görmek istedi. Bölüm başkanı, advisor ve ben bir bilgisayarın başında benim notlarıma bakıyorduk. Mahremiyet diye bir şey kalmadı ve fakir ortalamamı aşağılayan bakışlar havada uçuşup birbirlerine çarparak alevler çıkarttı. Sonra Michelle "İYİ DE SENİN ORTALAMAN 1,82'YMİŞ. CALCULUS 105'İ D İLE GEÇMİŞSİN. C- VE ALTINDAKİLERİ Bİ DAHA ALMAN LAZIM HAHAHA FAKİR" dedi. Ben "ama calculus 106'yı niye otomatik olarak yüklemişler o zaman? Banene :(" filan dedim. Michelle bu şartlarda bana kredi veremeyeceğini söyledi. İmza attığı kağıdı da çakallık çukallık yapmayayım diye kendine sakladı. 

Hocalarımla ilk tanışmalarım hep korkunç oldu. Geçen seneki bölüm başkanımız Emre hocayla ilk konuşmamız "hocam matematiği withdraw etsem bişolur mu yae?" sorumla başlamıştı. Advisor'ım Gamze hocaya 1 kredi için yalvarırken Michelle bütün fakir notlarımı inceledi. PEKİ BÜTÜN BUNLAR BAŞIMA NEDEN GELİYORDU? İşte bu sorunun cevabını kimse bilmiyor dostlarım. Hiç kimse...

Sonuç olarak geçtiğimi bütün dünyaya duyurduğum math105'i, almanlar geçemediği için ben de geçememiş sayıldım. Aslında teknik olarak geçtim. Koskoca D yazıyor orada. D'NİN GEÇER NOT OLDUĞUNDAN BAHSETMEME DE GEREK YOK. Fakat 106'yı alamıyorum. Tatlı canım olsun, paşa gönlüm olsun, pirenses ruhum olsun, hepsi bir araya gelip, sağ oluyorlar.


















Bu da çarşambayı sel aldı isimli çalışmam.

Bütün bunlardan sonra aklımda yer eden tek soru ise, karma pointlerimi akademik hayatımda kullanamıyorsam, e sosyal hayatımda zaten kullanamıyorum, NEREYE GİDİYOR BU AMINA KODUĞUMUN KARMA POINTLERİ? 

12 Eylül 2012 Çarşamba

Red Hot Chili Peppers konseri zaten güzeldi de, 6 yıl önce canımı yakan adamı, o çocuk adamı orada görmek, onun güzelleştiğini görmek, mutluyken görmek, sevgilisinin beline sarılırken ve By the Way çalmaya başladığında çok sevinirken görmek, bana keyif verdi. Bir süre gülümsediğimi fark etmeden bu görüntüye baktım. Seyrettim. Hoşuma gitti. Sonra kafamı çevirdim. Bir şeyler yanlıştı. Her şey ben olmadığım zaman, benim olmadığım yerde olmaya devam ediyordu. Mantarı içine itilen şaraplar gibi, her şeyimi içime ittim. Sonsuz güven duygusuna olan özlemim kulaklarımı yaktı. Benim omzum da öpülmeyi hak ediyordu, boynunu öpmekten keyif aldığım bir adam tarafından.
Acaba hayatımda daha kaç insana homoseksüelliğin bir hastalık olmadığını açıklamaya çalışacağım... Benim misyonum bu mu lan? Sıkıldım cidden. Bilinen diğer gerçekler gibi, şu da bi bilinse ya.
Sabah kalkıp sırt çantama bir pike koyup AŞTİ'ye gittim. Kamil Koç gelen yolcu peronunda bekledim. Keyf-i Alem Lokanta Kafeterya Aile Çay Bahçesi diye bir yerde çay içtim. Esra geldi. Sarıldık. Koca bavullarını aldık. Tolga bizi almaya geldi. Okula gittik. Esra'nın eşyalarını odasına bıraktık. Sonra benim yurda geçtik. Giriş yaptım. Anahtarımı aldım. Odaya çıktık. Oda arkadaşlarım daha gelmemişler. Yatağımı seçtim. Pikemi örttüm. Biraz dağınık gibi serdim ki gece orda uyumuşum gibi olsun, kimse yatağıma yatmasın. Sonra eve geldim. Birkaç gün içinde diğer eşyalarımı da götüreceğim. Yarın belki odamda uyurum.

Camın önündeki mermere bişiyler koyup üst ranzanın altına ışıklar asacağım. Orayı minik bir yuvaya dönüştüreceğim
Bilkent'in sözde alkol yasağını çok seviyorum. Güvenlik, çim alanın girişinde çantalara bakıyor, içeri alıyor. Güvenlik sınırının iç tarafındaysa alkol gırla gidiyor. Kim kimi kandırıyor, neden, ney, anlamıyorum. Aylar sonra okulda vakit geçirmek güzeldi. Şarabını kadehte içen pirensesimizse beni bir hayli üzdü. Onun dışında Buğra'nın meşhur kantar içeceğinden en son One Love'da içmiştim, onu yudumlamak bile beni mutlu etti. Partiden sonra Melihlerde kalacaktım fakat Babur eve bıraktı. Yarın Esra gelecek. Yurda yerleşeceğiz. Okul yavaş yavaş açılıyor. Sanırım oda arkadaşlarım çoktan yerleştiklerinden, istediğim yatağa çökemeyeceğim, yine canım sağolacak.

10 Eylül 2012 Pazartesi

 Perşembe günü Osman'la beraber yola çıktık. Ankara-İstanbul yolundan tiksinti geldi artık amk. Evden çok İsmail'in Yeri'nde yemek yiyom.


Neyse. İstanbul'a varınca Hisar'da Harika'nın evine gittik. Orda biraz şarap içtik. İstanbul'a gelmeyi çok seviyorum çünkü neye içtiğimize dair bir fikrimiz olmayınca "Bilge'ye.." diyorlar ve benim de baya işime geliyor.
Sonra Boğaziçi'nde kalabalık bir grup halinde oturduk, şarap içtik ve canımız inanılmaz havuza girmek istedi. Osman, Aylin ve ben kalktık gecenin bilmem kaçında Bebek'e kıvrılan ağaçlık yollardan merdivenlerden inip aradaki havuza gittik. Havuz kapalıydı tabii. Demirlerden atladık, engelleri aştık vee hemen soyunduk çamaşırlarımızla attık kendimizi. Su haarikaydı. Hava da öyle. Hiç üşümedik. Sonra, suda ayıldık tabi ve "ZATÜRE OLUP KONSERE GİDEMEZSEM?" gibi korkunç düşünceler sardı dört bir yanımı. Çıktıktan sonra hep beraber mercimek çorbası içip eve geçtik. Evdeki Tevfik isimli psikopat kedi sabaha karşı koridorda koşup koşup kendini uyuduğum odanın kapısına attığı için pek sağlıklı uyuyamadım ama önemli değil. Ertesi gün Sena ve Reyyanla Beşiktaş'ta buluştuk. Reyyan adeta New York'tan Beşiktaş'a gelmişti ve bu durum baya saçmaydı. Daha sonra Ecem de geldi, sonra Nurbahar'la karşılaştık, mutlu oldum. Sonra Sena'yla Taksim'de dolandık. Osman, Duygu, Mert ve Görkem geldiler. 
Gün içinde durup durup ABİ YARIN RHCP GELİYORMUŞ? dedik. Çok heyecanlıydık lan. Nasıl böyle, görseniz. Gecenin sonunda Sena ve ben Galata'da tulum oynadık. Adamlar bize nereli olduğumuzu sorduğunda Sena Trabzon dedi ama ben belki beni aralarına almazlar diye ANKARA AMA KARADENİZ SEMPATİZANIYIM filan dedim. Tulum çok eğlenceli lan. Özellikle sözlü kısımları filan böyle +GELİYOR GELİYOR -GELSUN GELSUN diye bağırıyorsun. Hoş. 

Sonra eve gittik ve evde de farklı kafalar yaşanıyordu tabii. Biz de onlara katıldık. Bir ara Sena'nın konuşmasından çok rahatsız olduğumu hatırlıyorum. Sol tarafımdaki koltukta konuşuyordu ve onu öldürmek filan istedim lan. Git başka yerde konuş dedim, o da gitti karşı kanepeye oturdu. Hiç de neden? diye sormadı mesela. HER ŞEY ÇOK SAÇMA. Sonra uyudum.

Vvveeğ günlerden 8EYLÜL2012CUMARTESİ. Sabah gözlerimi neşeyle açtım ve BUUGÜĞN RHCP, ERKEN KALKIN ÇOCUKLAAĞR diye şarkı söylemeye başladım. Sena resmen erken kalkmış rhcp çalışıyordu.
Sonra hazırlandık çıktık. Taksim'den shuttle'lara bindik ve yine koduğumun Santralİstanbul'undaydık. Hayvani bir kalabalık vardı ve üzerlerinde Red Hot Chile Reppers yazılı bandajlar satılıyordu. Fakat Chile Reppers da neyin nesiydi? Güldük geçtik. Yaş sınırı olaydı iyiydi çünkü liseli her yerde liseli. 
Lise hayatım bu adamları dinlemekle geçmişti ve şimdi onları canlı dinleyecektim, aklım almıyordu bunu. Sanki paralel bir evrende filandık. Alana girmemiz baya uzun sürdü. Sonra beklemeye başladık. Baya uzun bir süre bekledik. Beklemenin son evreleri inanılmaz sıkıcı olmaya başlamıştı. Athena filan dinlemek istemiyordum hemen Rhcp'ye geçelim istiyordum. 

Neyse ki Athena da eğlendirdi bizi baya. Sonra 45 dk'lık bir bekleyiş daha. K1'in en önünde filandık ama 
önümüzdekiler 2şer metrelik olduklarından önde olmamız filan bir boka yaramıyordu. Parmak uçlarımda durmam da hiçbir şey ifade etmiyordu anca zıplayınca filan görebiliyordum sahneyi. Bu durum biraz moralimi bozduysa RHCP sahneye çıktıktan sonra ne aşk acısı kaldı ne ızdırap. Monarchy of Roses'la başlayacaklarından emindim de Dani California ve Can't Stop'ı art arda beklemiyordum. Güzeldi lan. Gözlerim doldu baya. Scar Tissue'da Osman beni sırtına aldı ve her şeyi biiir bir gördüm. Yeni gitarist Josh kardeşimiziz Türk bayraklı tişört giymesi bana çok sikimsonik geldi. Dosed'ın introsunu duyunca OHAAA KESİN ÇALMAYACAKLAR DİYORDUM OHAA diye çıldırdım fakat zaten introdan ibaretmiş. Kalbim tam kırılıyordu kiiiee, Under the Bridge'e geçtiler. Hep aklıma John geldi. Hep bi hüzünlendim. Şunu itiraf edeyim, If you have to ask'ta resmen sıkıldım lan. GEÇİN BUNU HHFF SLKLAR .SSS filan dedim kendimce. GÜZELDİAMALAN. GÜZELDİ. Şöyle bir diyaloğa şahit olduk. Şimdi Athena indi, rhcp ekipmanı hazırlanıyor filan. O sırada önümüzdeki liselilerden;

+Chad Smith çıktı bak şu bereli olan..
-Chad Smith çıktıysa neden kimse bağırmıyor?
+Çünkü Chad'i kimse tanımıyor.................

İşte yaş sınırının önemi. 

Bunun dışında konser alanından çıkamayışımız gibi bir sorun vardı. Çıkamadık lan. Resmen alandan çıkamadık. Ne kadar dolandık, nerelerden geçtik, neye göre yürüdük, bilmiyorum. Çıktıktan sonra da taşıt aradık. Yine aynı şekilde dolandık durduk. Eyüp'te mahsur kaldık. Çiğ köftecide yaşam mücadelesi verdik. En sonunda şansımıza boş bir taksi bulduk da tekrar Hisar'a gittik. Ne kadar yorulduğumu, bacaklarımın ne kadar ağrıdığını, eve gidip sessiz ve sakince oturmak istediğimi annnlatamam. Neyse ki aradığım huzuru şu görüntüde buldum, sonra da yattım eşşek ölüsü gibi uyudum. (Çekirdek çitleyip Gora izliyorlar :')))
O kadar yorgunluğun üzerine bir de sabah 10'da kalkıp Bostancı'ya gittim. Ailecek pikniğe gidecektik çünkü. Kalan enerji kırıntılarımı da orada kullandıktan sonra gece güzel bir uyku çekip bugün Ankara'ya geldim. Hayatımda ilk defa horladım lan. Hem de otobüste. Horlarken uyandım böyle HOOŞKKRPRR diyerek. 
Red Hot Chili Peppers'ı da dünya gözüyle gördüğüme göre hayatıma kaldığım yerden devam edebilirim. Adeta hacı oldum lan BORU MU? Deyil. 



9 Eylül 2012 Pazar

Yine iki gün boyunca hiç ayık olamamak, çok yorulmak ve yine Ankara'nın pamuk kollarına sarılmak istemek. Tatlı huzursuzluğum tatlıysa bir nedeni vardı: Arkadaşlarım. Onun dışında, tatlı huzursuzluğum yerini bildiğimiz huzura bıraktıysa onun da bir nedeni vardı: Ailem. Şimdi Ankara'ya ışınlanmak istiyorum. Eylül hırkası en çok Ankara'ya yakışıyor.

4 Eylül 2012 Salı

Belki abarttığımı düşüneceksiniz ama, konserde kulaklarım her şeyi çok iyi duysun diye yarın için hastaneden randevu aldım. KULAKLARIMI TEMİZLETECEĞİM. İşte işler bu denli ciddi.

1 Eylül 2012 Cumartesi

Benim büyüdüğüm yerde apartmanımızda o kadar çok komşumuz vardı ki. Üst komşu, alt komşu, yan komşu, çapraz komşu, her katta bir komşu.. Oradan sonra üç kere daha taşındık ve hiçbir evimizde komşumuz olmadı. Az önce kapı çaldı. Ben mutfaktaydım, konuşmaları duydum. Karşı komşumuz olduğunu söyleyen neşeli bir kadın bizimle tanışmak istiyormuş da müsaitsek bi uğrayabilir miymiş.. Ben bile yeniden bir komşumuz olduğu için deli gibi sevindim, annemin hislerini tahmin bile edemiyorum.

SANA KIRMIZI ÇOK YAKIŞIYOR