31 Ağustos 2012 Cuma

Sabah izlediğim bir programda şarabın tadını etkileyen şeylerden bahsediliyordu. Ağzınızda önceden kalma başka bir tat olmaması gerektiğini anladım da, ortam ne kadar sessiz olursa tat o kadar doğru algılanıyormuş. Sonra birden içtiğimiz şaraplar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Okul partilerindeki şaraplar, yılbaşı partilerindeki şaraplar, geçen gece Sena'yla Red Hot Chili Peppers dinleyerek içtiğimiz şaraplar... Utanıp başımı önüme eğdikten sonra kanalı değiştirdim.


30 Ağustos 2012 Perşembe

Allahallaah. Nereden geldi şimdi bu göğüs kafesime öküz oturmuşluk hissi, yeniden. Uzun zamandır yoktu. Hiç özlememişim. Fiziksel reaksiyon göstermelerimden, nefret ediyorum. Soğuk soğuk terleyen el ve ayaklar, karın ağrısı. Bilinçaltımın en derinlerine fişeklediğim şeyler yeni yeni ortaya çıkıyor rüyalarımda. Çok zamansız. Çok yersiz. Çok saçma. Çok çirkin. Çok üzücü. O kadar anlamsız ki, tepki bile veremiyorum. Oysaki rüya benim, ama öylece bakakalıyorum. Yani mesela, bir keresinde tünediğim ağaç dalından kafana şarap şişesi sallamıştım. Uyandığımda nasıl rahattım, harika bir güne başlamıştım. Çünkü zamansız değildi. Bir anlamı vardı, zarar vermek istememin, acıtmanın bir anlamı vardı. Şimdi yok. Şimdi bir anlamı yok. Şimdi çok uzak. Çok geride. Bulanık. Keşke bu aralar bi lucid dreaming yaşasam. Keşke yaşasam da bütün farkındalığımla desem ki "Senden hiçbir şey istemiyorum, kafamın içinden çıkmandan başka. Lütfen artık burayı boşaltır mısın, sana dair olan her şeyi de beraberinde götürerek?" Bilirim anlayışlısın, huzur verici bir sakinliğin var. Naif kelimesini en güzel sen kullanırsın, naifliğinden. Ne de güzel çeker gidersin o zaman. Sonuçta bana bir tane "güzel gitme" borçlusun.





















Dünyanın en güzel iki apartman dairesi.
Milyonlarca dert, al biri senin olsun.

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Şimdi sizlere 2010 yazında başlayıp bugünlere kadar gelen ortodonti serüvenimi anlatacağım çocuklar. Aslında her şey bebeklikte oral dönemimde sorunlar yaşadığımdan olacak, biberon yahut emzik yerine baş parmağım büyüyüp de küçük dilime değerek beni öğürttürene kadar parmam emmemle başladı. Senelerce geceli gündüzlü sol baş parmağımı emdim. Emerken bir yandan da orta parmağımla elmacık kemiğimi okşama sapkınlığında bulunuyordum. O kadar çok parmak emiyordum ki alt dişlerim baş parmağımı yara etmeye, orta parmağım elmacık kemiği tahriş etmeye başlıyordu ama vazgeçmiyordum. İşte, dediğim gibi, o parmak büyüdü de küçük dilime yaklaştı da öyle bıraktım parmak emmeyi. Neyse ki yerine emecek yeni bir şeyler bulmadım.

Seneler boyunca dolgu yaptırmak, diş çektirmek için babamın dişçi arkadaşı Yılmaz amcaya gittim. Yılmaz amca çok iyi ve havalı bir doktordu. Ağlamadığım için bana hediyeler verirdi. Hediye kapabilmek için içime içime ağladığımı nereden bilecekti? Keşke kendisi aileme, dişlerimin çapraşık olduğundan ve bir ortodontiste görünmemin fena olmayacağından bahsetseydi. Canı sağolsundu. Fakat canının sağolmayacağı bir nokta var ki, o kısma şimdi geliyorum.

Lise bire başladığım sene ki bu 2005'e tekabül ediyor, sağ üst diş etimin oralarda bir beyazlık baş gösterdi. BU DA NESİ LAN? desem de, oradan bir diş geldiği belliydi. Bir süre onu görmezden geldim fakat kendisi büyümeye ve kendine yer bulmaya çalışma çabalarına bütün hızıyla devam ediyordu. Yılmaz amcayı affetmeyeceğim nokta ise, çocukluktan itibaren ağzımla muhattap olan bu adam neden kimseye KÖPEK DİŞLERİMDEN BİRİNİN EKSİK OLDUĞUNDAN BAHSETMEMİŞTİ ACABA? Evet dostlarım... Yeni gelen dişimiz, en baştan beri orada bulunması gereken sağ köpek dişimdi. Peki ben nasıl mı fark etmedim? Onun yerindeki diş adeta bana fake atıyordu. Şekliyle şemaliyle kendisi tam bir köpek dişiydi ama aslında öyle değil-mişti. 

Lise ikide ortodontist ortodontist gezdik ve hepsi de sorunun senelerce parmak emişim olduğunda hem fikirdiler. Ayrıca alt çenem fazla dar olduğundan dişlerim ağzıma sığmıyordu. Ben bütün ergenliğimle braket takmayı reddettim. Önce fake köpek dişim çekildi ve orjinaline yer açıldı. Ardından adamın biri damaklık dediğimiz takılıp çıkarılabilen şeylerle yeni gelen kardeşimizi açılan boşluğa doğru sürdü. Bu sırada ergenliğim bütün hızıyla devam etmekteydi ve damaklık denilen şey konuşmamı güçleşdiriyordu. Liseli oğlanlarla komikli şakalı muhabbetler edemiyor, şuh kahkahalar atamıyordum. Bu yüzden 6 ay kadar sonra o damaklığı bir daha takmadım. 

Üniversiteye başlayacağım yaz ise kendimi pek fazla incelemeye başlayıp yeniden tedavi olmaya karar verdim. Yılmaz amcaya muayene oldum ve kendisi beni ortodontik tedavi için hazırladı ama nasıl bir hazırlayıştı bu dostlarım... Dört 20'lik dişimin de çekilmesi gerekiyordu. Bıraksanız 80 yıl daha yerinden oynamayacak kadar gömülü olan 20'liklerimin ameliyatla alınacaktı. Neredeyse alttakiler boğazımda, üsttekiler şakaklarımdaydı... İlk çekimden sonra ağrımdan yatakta çırpınarak bitkin düşüp uyuyakaldım. KORKMAYIN ÇOCUKLAR. Birtakım anatomik bozukluklarım olduğu herkes tarafından bilinir. Yani kepçe bir sağ kulak, yamuk ayak parmakları... 20'liklerimin de normal bir ameliyatla alınmasını bekleyemezdik.. Kökleri, sanki kuranı tuvalete atan kızmışımcasına allahından bulduğu için zor bir ameliyattı. Çektirdikten sonra şişmeye başlayıp bir haftanın sonunda dikişlerin alınmasıyla tamamen normale dönüyordu. Yani, 4 haftada tamamlanabilecek 20'lik Çekimleri Olimpiyatları'nı 4 aya yayarak tamamladım. 

Daha sonra da 10 Ocak 2011'de bir üniversite hastanesinin ortodonti kliniğinde dünyanın en korkunç ortodontisti tarafından tellerim takıldı. İlk başlarda her şey çok güzeldi. Ağrısıyla sızısıyla hayatımda birtakım değişiklikler olduğu için yakınmıyordum. Fakat her ay kontrole gidip de o adamla muhattap olacağımı bilmek beni kahrediyordu. Kendisi karnını doyurup ağzındaki lokması bitmeden gelip bir yandan türkü mırıldanıp bir yandan da etrafındaki herkese bağırıp çağıran bir hayvandı. Hayatımda ilk defa bir insandan nefret ediyordum. AMAN ONDAN BAHSEDİP DE KEYFİNİZİ KAÇIRACAK DEĞİLİM ÇOCUKLAR. Birkaç aydır yok zaten. Yök'te seçime mi girmiş, n'apmış, bir şeyler olmuş, bayadır görmüyorum kendisini, o yüzden baya mutluyum. Yerine asistanları bakıyor. Ah o asistanlar... Onlar ki her ay düzenli olarak fiziksel anlamda benimle yakınlaşan tek erkekler........

Neyse, sıkıldım yazmaktan. Sadede geliyorum. Bayadır "ÇIKARTÇAM SÖKÇEM BEN BU TELLERİ" diye isyan ediyordum ve bugün gittiğimde asistana daha ne kadar takmam gerektiğini sordum. Bu soruyu her kontrolde soruyordum ama her seferinde de "yyeaani biz 5 deriz 3 ayda biter.... 3 deriz 1 yıl sürer...." diyorlardı. Bu sefer eğri oturduk doğru konuştuk. BİR YIL dedi lan. BİR YIL. Ben de çıkartsak nööolur ki? filan dedim. O da hiçbi şey olmaz, şimdiki gibi kalır dedi. Bozulmaz mı? dedim, yeeani gözle görülür bir oynama olmaz, dedi. Birkaç ay daha dursa mı ki, dedim. Yani artık görünüşte bi değişiklik olmaz sadece arkalarda oynamalar olacak ısırmanın filan doğru olması için, dedi. He siktiret o zaman, dedim içimden. 

Önümüzdeki ay ağzımdaki demirleri söktürüyorum çocuklar. Vatana millete hayırlı olsun. Fiziksel acının her şeyin ağzına bile sıçabilen bir şey olduğunu öğrenip acı çekme kat sayımı yükselttiğim yaklaşık iki seneyi pek hatırlamak isteyeceğimi sanmıyorum.

-Gideyim de dişçi yasakladığı halde kola içip tellerime zarar vereyim, içimdeki anarşist ruhu öldürmeyeyim.


28 Ağustos 2012 Salı

Game of Thrones'un ilk sezon son bölümüne geçtiğim şu dakikalarda.... ALLAH BELANIZI VERSİN. Of allaaam! Neler oldu öyle laan! Neyse gideyim de at kalbi yiyeyim.

27 Ağustos 2012 Pazartesi







































2012 Ankara'sının son yazı. Yavaşlayan Ağustos'un son günleri.
Geçen gün Ankara'nın dünyanın en normal yeri olabileceğiyle ilgili bir iddiada bulundum. Uzun süre de iddiamın arkasında duracağım gibi geliyor. Bir de sevdiğim herkesi bir araya getirmeye çalışma çabalarıma bir dur demeye başladım sanırım.

Bugün Merve'yle Game of Thrones'a başladık. 5. bölümdeyiz. Evden çıkmama planıma yardım edecek bir şeyler gerekiyordu ama dizi 2 güne bitecek gibi, du bakalım.

-bazen kıskanmaya hakkımın olmadığı birini kıskandığım oluyor.

26 Ağustos 2012 Pazar

Dün akşam Sena'yla Rhcp konseri için nasıl heyecanlandıık, nasıl amaa, çok acayipti. Yani, sanırım efsane bir konser olacak bizim için. Gün saydığım için de zaman öyle bir yavaşladı ki, acı çekiyorum bu yüzden. Eylül'ün 5'inde filan gideceğiz İstanbul'a. Param azalmasın diye o zamana kadar hiç dışarı çıkmama planlarım var ama muhtemelen öyle bir şey olmayacak.

Geçen gece 2 şişe şarap içip Chatroulette'e girdik. Evet, oraya girmemiz için kafamızın güzel olması gerekiyordu ama bir düşünün: Dünyaca sıkılıyoruz. Dünyaca yalnızız. 
























Sonra şu yorum yerine eklediğim kutucuklarla ilgili 2 saniye düşündüm ve "lan salak. tumblr'a mı benzeticen buırayı da." dedim kendime. Anında kaldırdım. 

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Yine pankek.
Yine karadut şarabı.
Gönlümden başka bir şey kopmuyor, kalmadı.



24 Ağustos 2012 Cuma

"Ben eve gidip uyurum. Sen iki şişe şarap, fesleğenli makarna sosu, fıstık, mısır, mantar ve Esra'yı al gel."            -Sena. 
Esra da bir çeşit mezeymiş. Ya da bir kuruyemişmiş. Ya da tatlıymış. Onsuz da olmuyormuş ama kendisi bunu anlamıyormuş. Siz yiyin ben bi ara gelirim'lerle de olmuyormuş.

sevgilisi olan arkadaş tarafından ekilmeler vol. 25 filan.
İki yıl sonra bile hala iç titretebilen parfüm kokusu.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Sonunda şehri terk eden arkadaşlarım birer birer dönüyorlar. Sonuçta herkes yerini yurdunu bilmeli.

Bugün annem, ablam ve ben Ikea'ya gittik. Bana kitaplık ve çalışma lambası aldık. Akşam da hep beraber yemeğe gittik. Eve gelince assslan eniştem kitaplığımı yaptı.

"Selam ben Dünya Üç Hamlede Kitaplık Yapma Şampiyonu'yum ve baldızımı çok seviyorum. Bence herkesin Bilge gibi bir baldızı olmalı çünkü o çok harika bir insan."
Bugün, misafirlere hizmet etmenin en sevmediğim yanının sehpa çıkarmak olduğunu fark ettim. Öğleden sonramı yatakta uyuklayarak geçirdim. Kitap okudum. Lomo'mun bozulmuş olabileceğini fark edip bir süre üzüldüm. Sonra unuttum. Tekrar hatırladığımda artık üzülmediğimi fark ettim. Aynı şey "insanlar" konusunda da olsa ya. Güzel olurdu. En azından eşyalara bağlanmadığımı gördüğüme sevindim. Perşembe günü Sena'ya kavuşuyorum. Bana bez çanta dikecek. Dün gittigidiyor'dan mavi saç boyası almıştım. Perşembe o da gelecek. Artık kendim boyamaya çalışacağım, olduğu kadar.

-Ağustos yavaşladı.

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Bugün hiç sevmediğim şımarık bir misafir çocuğuna meyve suyu isteyip istemediğini sordum. Bir süre çekimser kalıp istemediğini söyledi ama anladım ki tekrar sorarsam isteyecek. Bilin bakalım ne? TEKRAR SORMADIM AHHHAHAHAH. Kuru kuru yedi böreğini fakir piç. HHAHAHAHAH  AHAHAHĞĞĞ!

O kadar çok sıkılmak ki photoscape'in saçma sapan gif efektlerini keşfetmek.

Dizi çekiyoz sanki bu ne amk?!

edit: Tabii bazılarınızın internet şeysileri yüzünden hareket etmeyecek bu ama bir şey kaybetmiyorsunuz lan. İi byrmlr.

19 Ağustos 2012 Pazar

Sabah annemin amcasına kahvaltıya gittik. Her bayram bütün sülaleyi kahvaltıda birleştirme görevi eskiden dedeme aitmiş, o öldükten sonra kardeşi devralmış. Evde yaklaşık 40 kişiydik. Toplu fotoğraf çekimi sırasında baya eğlendik. Daha sonra video çekiliyordu ve büyük amcadan konuşma yapması istendi. Gözleri dolup taşan amca sesi titreyerek "Ben.. Konuşamıyom.. Bu mutluluk bana yeter! ÇOGMUTLUYUM!" dedi. Herkes çok duygulandı Adeta kent reklamı çekiyorduk. Daha sonra üç yaşlı insanı daha ziyaret ettik. Bir tanesinin çocukları Amerika'ya gitmiş. Bayramda kimsesi yoktu. Belli ki teyze erkenden kalkıp hazırlanmış ve birilerinin kendisini ziyaret etmesini bekliyormuş. Bizi görünce çok mutlu oldu. Sonra dünyanın en genç gösteren 90 yaşındaki amcasına gittik. Adam kendini bildi bileli anlık tutuyormuş. Anlığı biz icat ettik sanıyordum.. 20 sene önce aldığı pirinci bile deftere yazmış. Sanırım hipergrafisi var. Sonra da felçli bir amcaya gittik. Aynı anda 15 kitap okuyordu. Belli belirsiz konuşarak bana "kaç kitap okudun?" ve "çalışkan mısın?" sorularını yöneltince "hheehehehe. hayır." dedim. Babam gülümseyerek içinden "allah belanı versin." dedi.

Babam bu bayram yanlış çikolatadan aldığı için dün üzülmüştüm, annem bugün doğrularını aldı ve onlar sadece bana aitmiş, öyle dedi. Çok mutlu oldum.

Seneler sonra bayramda ailemi ziyaret etmezsem kahırdan kalp krizi geçirip ölebilirler. Onun için nerede olursam olayım bayramın ilk günü gelip annemle babamı öpücüklere boğacağım!

-Bayrama inanmıyorum ama bir aile var.

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Yine sıkıntıdan blogun temasıyla oynayıp durdum. Yorum şeysi yerine kutucuk ekledim filan, bir şeyler.

Bütün gün That 70's Show izledim. 

Yarın bayram. Sabah her bayram olduğu gibi annemin amcasına kahvaltıya gideceğiz. Eskiden bayramlarda dersane ödevleri filan olurdu. Bayramın yaza gelişiyle artık liseli olmayışlarımız çakıştı. 

Bundan sonra günde en az 1 litre su içeceğim. Cidden, sayıyorum. Amaç 2 litre tabii. Sağlıklı olmaya çalışmak zor zanaat. 

Babam yanlış bayram çikolatası almış. Kalbim kırıldı, ben de drajeye abandım. 

Eylül ayı içimde hep tatlı heyecanlar uyandırıyor. Küçükken okulların açılacak olmasından dolayı duyduğum heyecandan kalma bir alışkanlık galiba. 

-Sena'yı özledim.

+Trolling is a art. -You mean "an" art? 

Bu sonuçların açıklanması heyecanını birazcık özlediğimi fark ettim. Mesela, f5 tuşuyla ösym sayfasına abanmak ve bir saniye öncesinde hayatının nasıl şekilleneceğine dair hiçbir fikrin yokken bir saniye sonrasında her şeyin değişmesi filan..

-Eylül'ü iple çekiyorum ama yerinden kımıldamıyor orospuçocuğu.

17 Ağustos 2012 Cuma

"döver" demiyor tabii.

16 Ağustos 2012 Perşembe

Galiba,
bağlanmama yöntemlerim var.

14 Ağustos 2012 Salı

Yurtta kalırken ÜST RANZA MI ALT RANZA MI konulu sorunsalıma bütün halkımız davetlidir.
Geçen gün Lord Of The Rings night yapmak için gecenin bilmem kaçında sorunlu internetle iki saat trilogy'nin inmesini bekleyip ilk 20 dakikadan sonra sıkılıp balkonda birbirimize cinli hikayeler anlatmaya başlamamız. Çok saçmaydı. Zaten bu yüzden cinli hikayelerden burç yorumlarımızı okumaya geçiş yaptık.......

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Yeni adresim belli oldu.
77. yurt, 442 no'lu oda.
442 no'lu oda demek, 4. kat 42. oda demek.

the answer to life the universe and everything=42

Bu kadar kolay olmasını beklemiyordum.

Muhtemelen hayatımın en atraksiyonlu dönemine girmek üzere olduğumu düşünerek yurtların ordaki banklardan birine oturdum. Bir sigara yaktım ve etrafı seyrettim. Şimdilik her şey çok sakin ve huzurlu görünüyordu. O sırada da bu çalıyordu.


12 Ağustos 2012 Pazar

                                                                          don't panic.
Günlerim yine huzursuz geçiyor ama geçen gece uzun zamandır uyumadığım kadar iyi uyudum. Bayadır deliksiz uyumuyordum. Gözlerimi açtığımda çoktan sabah olmuştu ve buna çok şaşırdım, hatta uyumaya devam ettim. İki gün önce yurt ücretimi yatırdım. Dün Doğu Kampüs'teki bir yurda yerleştiğimi öğrendim. Yarın okula gidip yurtlar müdürlüğüne "Pardon da.. Doğu Kampüs'te benim ne işim var acaba canım?" temalı birtakım çemkirmelerde bulunup yer değişikliği talep edeceğim. Hallolacakmış gibi geliyor, hallolmazsa da iptal edeceğim.

-yarın İstanbul'a gidiyorum.
İki gündür oturuyorum ve Melih'le çok iyi anlaşıyoruz.

9 Ağustos 2012 Perşembe

                                                                sing me to sleep..
"Neden bunalımları çözümleyemiyoruz? Neden dost olmadan erkek-kadın, karı-koca olmaya çabalıyoruz? Yirmi yaşlarının başındaki insanlar böyle mi olmalı? Sevişmek için, ilkin nikah imzası mı atılmalı? Ya da yalnız kalıp, yıllar yılı erkek-kadın özlemiyle kendi kendilerine mi boşalmalılar? Erkekler, kadın resimlerine mi bakıp heyecanlanmalılar? İlk kadını genelevde mi tanımalılar? Karı-kocalar birbirlerinin gövdelerine "mal" gözüyle mi bakmalı? İnsanın doğal yapısı bu davranışların tümüne aykırı. Bizim insanlarımızın insan sevmesi, insan okşaması çocukluktan engelleniyor. Saptırılıyor. Çarpılıyor."
                                                                                                                             Tezer Özlü

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Benim One Love'da cüzdanımı kaybettiğim gece Sena da güneş gözlüğünü kaybetmişti ve evrende ikimize özel bir karadeliğin olduğunu düşünmeye başlamıştık. Ben cüzdanımı bulmuştum fakat Sena gözlüğünü bulamamıştı. Günlerce üzüntüsünden öleyazmıştı çünkü gözlüğünü çok seviyordu. Sonra aynısından arayıp bulamamıştı ve eskisine çok benzeyeninden bir tane almıştı ama hala eski gözlüğünü unutamıyordu. Buraya kadar her şey normal. Şimdi hikayenin "dünyanın en saçma şeyi" olan kısmına geçiyoruz.

Sena gözlüğünü kaybettiği gün sırt çantası takar. O gece sürekli gözlük belki çantadadır diye çantayı 50 kere boşaltır. Aynı eylemi sabah da tekrarlar ama gözlük çoktan gitmiştir. Aradan haftalar geçer. Sena o çantayı boşaltıp bavuluna koyar ve bir süre kullanmaz. Bugün çantayı bavuldan çıkarırken eline sert bir şey değer. Allahallah bu da nesi sorunsalına giren Sena eline değen şeyin bir gözlük şeklinde olduğunu farkızlar. LAN?! diyerek aklını oynatacak gibi olur. Çantanın içinde görünmeyen gözlük astarın içinde bir yerlerdedir. Fakat Sena astarın içine ulaşamaz çünkü çantada herhangi bir delik veya sökük yoktur. Astarı tırsa tırsa yırtan Sena sonunda kaybolan gözlüğüne ulaşır. Kafayı yercesine sevinir. Olanlara bir anlam veremez. Neler oluyordur lan?

ARKADAŞLAR BU HİKAYEYİ 10 KİŞİYE ATARSANIZ 10 GÜN İÇİNDE BAŞINIZA ÇOK GÜZEL BİR ŞEY GELECEK İNANMAYIP KİMSEYE ATMAZSANIZ KAHIR BELALAR PEŞİNİZİ BIRAKMAYACAKTIR.
"Sizi kahrolası ilgisiz gezegen! Sizlere karşı hiçbir sempati beslemiyorum!"
Takip ettiğim bloglar çok az yazıyor.
Pankek yapmaktan bıktım.
Otostopçunun Galaksi Rehberi çok eğlenceli.
Annemler sonunda dönmeye karar verdiler.
İlk sigaramı ablamla mı Sena'yla mı içtiğimi hatırlayamıyorum.
Cuma günü Osman'nın doğum günü.
Ballı mısır gevreği güzel bir şey.
Yalnız kalmak biraz huzursuz edici.
Bugün hava kapalı.
Odamın karanlık olmasından hoşlanıyorum.
Biraz ablamı özledim.
Zenit'im bozuldu.
Keşke herkesin bir buçuk kişilik yatağı olsa.
Eylül gelsin.
Eylül akşamı hırkası giyelim.

7 Ağustos 2012 Salı

Bugün Reyyan'la buluştuk. Sanırım şu an Amerika'ya giden bir uçakta uyuyor. Ya da kitap filan okuyordur, bilemiyorum. Sonra sinemaya gittim. Büyülü Fener'e gittiğimde görmek istediğim filmin olduğu seansın bir grup için rezerve edildiğini öğrendim. Sonra Kızılırmak Sineması'na gittim. Film orada da vardı ama başka bir filme girdim. Kızılırmak Sineması'na çok nadir gitmeme rağmen orayı çok seviyorum. Şimdiki uzay aracına benzeyen sinema salonlarından daha samimi ve daha güzel kokuyor. Filmi çok beğendim. Sonra Kitap Kurdu'na gittim. Biraz kitap okudum. Eve gelirken yiyecek bir şeyler aldım. Beni sevmeyen birine beni neden sevmediğini sordum. Bunu baya garip karşıladı. Garip karşılamasını garip karşıladım.

-İnsanlara neden yurda başvurduğumu açıklamanın anlamsız oldunu düşünmeye başladım. Ya da bu konuda kendimi iyi ifade edemiyorum. Bilmiyorum.

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Misafirlerim sabah erkenden kalkıp sessizce gitmişler. Biraz üzüldüm. Sonra peçeteye yazdıkları notu görüp sevindim. Evi toparladım. Salonu süpürdüm. Osman'la pankek yapmak için markete gittik. Olması gerekenden biraz daha uzun sürede hazırlayıp yedik. Tatları çok güzeldi ama şekilleri hayalimizdekilerden çok daha farklıydı. Osman torrent'e Six Feet Under atmış ve sanırım hemen eve gidip izlemek için heyecan duyuyordu. Ben yanlışlıkla inmesine az bir süre kala iptal ettim. Biraz korkunç bir andı. Sonra Osman da gitti ve yalnız kaldım. Mutfağı toparladım. That 70's show izledim. Kitap okudum. Kitap okurken birden ağlamaya başladım, sonra yüzümü yıkadım. Vikitap'ta Kinyas ve Kayra'yı takas listeme almıştım. Bir talip çıktı ama kendisi İzmir'deymiş. Biraz mesajlaştık ve kargolamanın filan saçma olacağına karar verdik. Galiba biraz üzüldü.

-yurda başvurdum.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Annemlerin birkaç gün önce İstanbul'a gitmeleri eve tatlı tatlı misafirler çağırmamı sağladı. Yalnız kalmayı çok sevmeme rağmen, kendi misafirlerimle vakit geçirmeyi tercih ederim.Yani mesela, onlar şu an uyuyorlar, yalnızım ama içeride benim diyebildiğim misafirlerin olması çok hoşuma gidiyor. Umarım birazdan uyanırlar ve bir şeyler yeriz. Neyse, ben de şuraları toparlayayım bari.

3 Ağustos 2012 Cuma






































Dün gece üçüncüsünü gerçekleştirdiğimiz Çukurambar Night 2012'nin seneye nerede yapılacağı belli oldu. Çukurambar'da..