30 Haziran 2012 Cumartesi

Geçen sene dönem başında Duygu'nun erasmusa gideceği hep bi belliydi ama uzun süre gitmeyecekmiş gibi yaptık. Şubat yaklaştıkta durumun ciddiyetinin de farkına varıp "LAN NAPÇAZ?!" gibi tepkiler verdik ve o kara gün geldi, Duygu Şubat başı Polonya'ya gitti. İkinci dönemimin büyük kısmı yemeklerimi okulun varoş köşelerinde tek başıma hayatın anlamını düşünerek yememle geçti.

Matematikten nasıl geçtiğimi anlamadığım gibi, zamanın nasıl geçtiğini de anlamadım. Duygu dün geldi. Dün akşam Osman'la havaalanına gidip karşılama planlarımız vardı ama yetişemeyeceğimizi anlayınca başımızı önümüze eğip kaderimize razı olduk. Yarın akşam buluşuyoruz. O kadar mutluyum ki ölücem. Çok seviyorum.

29 Haziran 2012 Cuma

Akşam eve dönerken otobüste bir amca dirseğini yanlışlıkla kafamın sağ tarafına, tam kulağımın biraz üzerine geçirdi. Boyum biraz daha uzun olsaydı kulağıma indirecekti diye düşünüp sevindim.

1,58... since 2004...
+Üç yıllık bi ilişkim vardı.
-Nasıl bir ilişkiydi peki bu, biraz bahseder misin?
+Sevgilim gel dediğinde geliyordum, git dediğinde gidiyordum. Cinsel hayatımız da vardı. Ben istemediğimde bile benimle zorla birlikte oluyordu. Ayrıca parasal yönden de sürekli yardım ediyordum.
-Peki neden izin veriyordunuz bunlara?
+Hayatımdan çıkmasın da n'olursa olsun diye düşünüyordum. İstediği her şeyi yaparım, yeter ki yanımda olsun.
-Size nasıl davranıyordu?
+Çok kötü davranıyordu ama önemli değil.
-Bu adamın iyi yönleri nelerdi peki?
+Bazen... Bazen bana sarılıyordu...

28 Haziran 2012 Perşembe

 Connected to me'de bir homofobikle eşcinsellik üzerine konuşurken...


"...ben alkol kullanan , cinsel ilişkiye giren dindar insanların günah dedikleri her boku yapan domuz eti bile yiyen bir insanım ( istemeden yedim o ayrı) çok dindar bir insan değilimdir. He ama müslümanım. Ben avrupayada gittim. Hani şmdi dersin medeniyet nedir bilmezsin falan diye. Medeniyetin kişinin özel şeylerine saygıyıda çok iyi bilirim. Ama hayata her zaman kuşbakışı bakılmamalı. Bu dünya elbet bir gün bitip öbür hayat başlıcak. Heralde Allaha inanıyorsundur. İnanmasanda saygı duyarım. Bu dünyadan sonra başka dünyanın olacağını bilmeyen yoktur sanırım. Burda yapılanlar burda kalır..."


HADİ ATEYİSLER BUNU DA AÇIKLAYIN!!

27 Haziran 2012 Çarşamba

Genel olarak doğru söylüyor;

http://kayitlaragecsin.blogspot.com/
Ben anladım ki şizofreninin modası geçmiş. Yeni trend "Çoklu Kişilik Bozukluğu". Şizofrenler doktorların ilgisini çekmiyor fakat çoklu kişilik bozukluğu hastası beyfendiyi bir hayli havalı buluyorlar. Benim yorumlamam bu kadar, değil.

Bugün,  uyurken ruhunun bedeninden ayrıldığını ve kendini seyrettiğini söyleyen çoklu kişilik bozukluğu hastası beye profesörlerin ve asistanların ve hastabakıcıların arasından sıyrılıp CANIM O ASTRAL SEYAHAT YALNIZ. BENCE KONUMUZLA BİR İLGİSİ YOK. demek istedim ama içime ata ata ne hale düştüm tuta tuta çatlayacaktım be. Efendim şimdi bu hastamızın adını uydurayım, MAHMUT olsun. (Farkındaysanız etiklere gereken önemi veriyorum.) Mahmut bey'in kafasının içinde bir sürü Mahmut varmış. Bir tanesi dindar, bir tanesi kaderci, bir tanesi asi, bir tanesi kontrolcü bir tanesi kovboymuş. Evet aynen böyle söyledi. Kovboy. Demek istediğinin tam olarak anlaşıldığından şüpheliyim. Bu kafasının içindeki Mahmutlar her durumda aralarında anlaşmazlığa düşüyorlarmış ve bu yüzden Mahmut bey hiçbir konuda karar veremiyormuş. İşin özü bu. Doktorlar da haklı olarak her gün gelen şizofreni vakalarındansa içinde bir kovboy yaşatan Mahmut beyi daha ilgi çekici buluyorlar.

Stajım paşa gönüllü staj olduğu için öğlene kadar takılıp etrafta ilginç bir şey yoksa eve gelmem şeklinde bir plan doğrultusunda ilerliyorum. Kovboy yanımsa benden çok daha farklı düşünüy.. WAIT.. WHAT?


Sonradan gelen itiraf: Hastanın adı gerçekten Mahmut... What uuuup?!
























Nisan2012, Baltalimanı Japon Bahçesi

26 Haziran 2012 Salı

Sabah 7'de kalkıp yeni eve gittik. Boyacı amca dün boyaları seçerken kendini bana yakın hissetmiş olacak, bana dönüp "Benim kızım hafız :)))9" dedi. Gururluydu. Ben de ona "Maşallah. Ben dün yediğim yemeği hatırlamıyom mesela." demek istedim, sadece gülümsedim. Sabah istediğim maviyi tutturmaya çalışırken "Bak bu çog tatlı oldu." diyip durdu. Staja yetişmem gerektiği için son halini görmedim. Birazdan gidip bakacağım. Akşama da etik metik dinlemeyip bugün gördüğüm hastalardan bahsedeceğim.

25 Haziran 2012 Pazartesi

Annemin tuttuğumuz evi içten içe beğenmediğini bir haftadır dolu dolu olan gözlerinden anlayabilirdiniz. Babamın höthödödöh tavrından tırstığı için de bu durumu içine ata ata zavallım stresten 10 yıl yaşlandı. Ben de fazla elleşmedim ki tatilime zeval gelmesin. Salondaki köşesinde, serin hava üfürten kankası ufo ile dertleşmekten ne hallere düştü kadıncağız. Geçen akşam yanına oturduğumda "sen o evi beğendin mi......" dedi ve verdiğim cevap son  derece hayvaniydi. "Neblim. Normal ev." Daha sonrasında baktık evin tadilatı bitecek gibi değil. E bizim ev sahibi de günde 85 kere arayıp "NAPTINIZ :))9" diyor, bu sabah babam "HADİ Bİ ÇILGINLIK YAPIP VAZGEÇELİM!" gibi birtakım sözler savurdu ve annemin gözleri neşeyle ışıldadı. Emlakçıya gittik ve başka bir ev bulduk. Emlakçı amca da tutup vazgeçtiğimiz evin sahibine ne desek diye düşünürken şöyle bir öneri getirdi ki "Amca sen nağaptın ya?!" dedirtti bana. Diyecekmiş ki; "Efendim işte ev tutulduğunda kızları şehir dışındaymış. Şimdi gelmiş bakmış evi beğenmemiş. Ben demiş bu odaya demiş sığamam demiş. O yüzden şey yani. Çünkü kızları beğenmemiş yani." Babam bunun üzerine "Yok yahu. Doğruyu söyleyelim işte.  Masrafı çok diyelim. Acil çıkmamız lazım diyelim." dedi. Emlakçı amca adamı aradı ve aynen şöyle dedi;

-Bikbibkbibk... Masrafı da çokmuş yani... Bi de acil çıkmaları gerekiyormuş... Bİ DE KIZLARI BEĞENMEMİŞ. BEN BURAYA SIĞAMAM DİYORMUŞ. HIĞHIM. ÖYLE DİYORMUŞ.......

Diğer eve on basmakla beraber yine pek umrumda olmadı. Neblim. Normal ev. Annem ve babamın beğendiği bir başka evin sahibi "Maraşlı'ya ev vermem ben." demiş. Bunu duyan babam "FRANSIZLARLA TEK BAŞIMIZA HARP ETTİK BİZ KURBAN OLSUN MARAŞLI'YA!!" diye çıldırdı.

Beni taşınana kadar bir yere göndersinler, yerleşsinler, geldiğimde her şey normale dönmüş olsun. NEY OLURDU SANKİ. NEY?!

24 Haziran 2012 Pazar

23 Haziran 2012 Cumartesi

Dün Osman'ın prof'u geçişini, Esra'nın cope'tan çıkışını kutlama amaçlı toplaştık.

































Daha başka bir sürü şey yazacaktım da çok yorgunum la. Bütün gün Ikea'da fink attık. Yeni odama perde ve birkaç çerçeve aldım. Yatak beyendim. Taşınmaya çok üşeniyorum.
ZATEN SICAK.

20 Haziran 2012 Çarşamba

Merhaba.

Bu sabah yeni evimize bakmaya gittik. Mutfak dolapları götüm gibi ama çok umrumda değil. Ben zaten
eski ve küçük ev seviyom. ASPİRATÖRÜ VAR ALLAHTAN....

Sonra ortodonti randevuma gittim ve yine çeşitli azarlar işittim ama umrumda değildi çünkü oradan staja akacaktım. Evet. Saatler 12'yi gösterirken öğle molasında gelmiş olmamın verdiği mallıkla polinklinik kantininde Bukowski'nin "Bazıları hiç delirmez. Ne korkunç hayat sürüyorlardır, allah bilir." sözünü düşünerek poğaça yiyip vişne suyu içtim. Sonra hastanede dolanmaya başladım. Molanın bitmesine 1 saat filan vardı ve "hastane koridorlarında takılayım da ibret alayım." diye düşündüm. Sonra baktım her yerde güvenlikler var, vazgeçtim. Bu sırada bizim okulda da olan çok sevdiğim Fiero cafe'den buldum ve orada limonata içerken tıp öğrencilerini kestim. Oradan da psikiyatri kliniğne gidip bekleme bölümündeki hastaların arasından sıyrılıp "slm ben stajerim kapıyı açar mısınız ;)))" dedim. İçeri girdikten sonra psikoloğun odasına girdim ve psikolog telefonla konuşurken yanında oturan bir kızı izlemeye başladım. Kız bana gülümsedi. İçimden "hmm işte bir hasta... Evet elleriyle oynayıp duruyor.... Evet davranış bozukluğu var bunda şey ımmm evet yes." filan derken kızın yanına oturdum ve kız bana "Meraba ben de stajerim." diyende benim algılarım feci halde sarsıldı. Stajımı bir yalan üzerine kurayazmıştım ve hemen kendimi toparladım. Az daha " TABİ STAJERSİN. YOK Bİ DE HASTA OLSAYDIN :dDDdddddddddddd" diyecektim. Bu stajer arkadaşımız beni biraz bilgilendirdikten sonra öğrendim ki 6 stajer daha varmış. Daha sonra beraber psikiyatrinin yataklı bölümüne gittik. Sonunda aradığım, kendini duvardan duvara çalan Murat Kekilli'ler görecektim. Tabii ki olaylar o şekilde gelişmedi. Etrafta ilaç etkisiyle akılları alınmış sakin sakin dolanan birkaç hastadan başka kimse yoktu.

Sonra tekrar psikoloğun yanına çıktık. O da bizi saldı, evlere dağıldık. Hoca salı günü'ne kadar izinliymiş. Daha ilk günümden 4 gün tatil kazandım. EN SEVDİĞİM. 

19 Haziran 2012 Salı

Henüz bir ev bulamayışımız yakında taşınacak olduğumuz gerçeğini değiştirmediğinden annemin verdiği küçük kolileri yavaştan doldurmaya başladım. Dün sözünü ettiğim ne tepki vereceğimden emin olmadığım fotoğraflar elime geçtiğinde kendilerini gayet sakin bir şekilde PARÇALAYARAK çöpe salladım. Şakalaşaka. Parçalamadım. Normal, attım işte.

Ortaya bir sürü karne ki içlerinde bir tane bile taktir belgesi yok hepsi teşekkür, birkaç kutu mavi saç boyası, lisede 2-3 sayı çıkartabildiğimiz derginin ilk sayısı, sayamayacağım kadar çok Penguen ve Uykusuz ve 10 tane filan bitirilmiş günlük ve onlarca 35mm'lik film negatifi çıktı.

Zaten allahına atar dağınık odam biraz daha dağıldı. Görmüş olduğunuz kitaplığın sağında ve solunda SYSTEM OF A DOWN olsun GREEN DAY olsun  ergenlikten kalma türlü çeşitli yazılar var. Neyse ki yeni mobilyalarım olacak da geçmişe sünger bob kare şort.

Staj şeysinden de sonunda aradılar. Yarın başlıyorum. AÇILIN BEN PSİKOLOĞUM!


Şu persil yazılı kutu çogzel kokuyor.

18 Haziran 2012 Pazartesi

Staj için aramadı götler. Yarın ben arayacağım ama bütün bunlar hiç önemli değil çünkü bugün uzun zamandır sevinmediğim kadar sevindim. Osman sonunda hazırlığı atladı. Telefonda çılgınlar gibi bağırdım. Çogmutluyumallaağm. Sonra Sena'yla tatil planları yaptık. 1-7 eylül tarihleri arasında Olimpos'a gitsek, oradan da İstanbul'a Red Hot Chili Peppers konserine aksak tadından yenmezdi. Sena, Duygu, Mert, Reyyan, Esra, Tolga, Osman, Barış.... HAAARİKA OLURDU. Merve Litvanya'da olacağından hayalimize bile dahil edemiyoruz, bu biraz üzücü. Bir de Melih de gelse lan aslında. AY HAYATIMIN EN GÜZEL GÜNLERİ OLURDU. En sevdiğim insanları bir arada bulundurup salak salak suratlarına bakmak gibi bir hobim var.

Geçen bulduğumuz eve değil de başka bir eve taşınacağız galiba. Bir an önce bitse şu taşınma olayları da rahatlasak. Atılacak bir sürü şey var odamda. Taşınırken ortaya çıkmasından korktuğum fotoğraflar elime geçtiğinde nasıl bir tepki vereceğimi de merak etmiyor değilim. Anı atmayı sevmeyişim iyi mi kötü mü ondan da emin değilim.

Osman yarın Ankara'da. Çok seviyom.
Bazı bloglar çok güzel ama izlemeye alma şeysini bulamıyom.

17 Haziran 2012 Pazar












İkimiz de farklı insanlardan bahsediyoruz.
Bugün İncek'e kendin pişir kendin ye gibili bir yere yemek yemeye gittik. Esra'nın ailesi Bursa'da olduğundan babalar gününde babamı onunla paylaştım ve onu da götürdük. Anneler ve babalar gününü sevmiyorum. Annesi veya babası olmayan veya ailesiyle arası kötü olan insanlar olduğu için böyle günlerde içim sıkılıyor, kafamı türlü yüksek yerlerden sallandırmak istiyorum.

Cuma günü hastaneye staj için görüşmeye gitmiştim. Yarın haber verecekler. Umarım hallolur da iki deli görüp neşemi bulurum.

10 sene sonra çok havalı bir psikiyatri kliniğine iş başvurusu yapacağım ve internetten beni araştırırken bu dediklerimi bulup beni işe almayacaklar.

16 Haziran 2012 Cumartesi

Perfect Sense'in en ateşli sevişme sahnesinde annem odaya girip kandilimi kutladı.
Sonra, bu nasıl bir açı lan?
























Bi de Eva Green'e uyuz oluyorum.
Dün gece birden gaza gelip Jurassic Park trilogy'sini indirdim fakat lakin ki ilk filmin ortasında uykum geldi ve iki el tetris atıp uyudum. Bu uyuma sabah 4'e filan tekabül ediyordu ve 9da annem tarafından uyandırıldım. Çünkü taşınacağız ve günlerdir ev bakıyoruz, yine ev bakmaya gidecektik. İçinde insanların yaşamakta olduğu dayalı döşeli evleri gezmekten nefret ediyorum. Kendimi salonda duran lastik top kadar yersiz hissetmeme neden oluyor. Bizim evimize de içerisinde biz varken bir sürü insan gelip duruyor son zamanlarda. Çok rahatsızlık verici. Sanırım bu son baktığımız eve taşınacağız. Bize evi ev sahibi ve aynı zamanda evin babası olan bıyıklı, terlikli ve çok ter kokan amca gezdirdi. 2 oğlu varmış. Bir tanesinin evlendiğini her yere asılmış olan düğün fotoğraflarından anladık. Diğeri de annesiyle tatile gitmiş. Odaları gezerken annesiyle tatile gidenin olduğunu tahmin ettiğim odada bir adet bordo bass gitar, kitaplıkta Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi serisi ve Odtü amblemli kitaplar ve rafta birkaç tane kemik çerçeveli gözlük vardı. Sanırım ailenin nerd çocuğu zorla tatile götürülmüştü. Bilemiyorum. Benim olmasını istediğim odaysa evlenip giden abiden kalma odaydı fakat şimdiki odamdan çok çok daha küçük olduğundan biraz canım sıkıldı. Daha geçen gün Ikea'dan ayaklı lamba almıştım ve onu odaya olduramazsam baya üzüleceğimi düşündüm. Bu sırada annem beni baya bir şaşırttı. Babam şimdiki mobilyalarımı buraya taşımamızla ilgili bir şeyler söylerken annem "Olmaz. Bilge mavi duvarlar ve beyaz mobilyalar istiyor. Ona sözüm var." diyerek beni hayvanlar gibi şaşırttı. Annemin maviyi sevdiğimi biliyor olması beni sevindirdi.

Sonra Esra'yla Ormancı'ya kahvaltıya gittik. Oradan Ikea'ya gidecektik ama sıcaktan vazgeçip eve gitmeye karar verdik. Sonra yine sıcaktan eve gidemedik ve sinemaya girip Tim Burton'ın yeni filmini izledik. Yine maaile toplanıp film çekmiş serseriler.

Dönerken Esra'yla üzerlerinde SHOT yazan tişörtlerden aldık. Eve geldiğimde tişörtün üzerinde SHOT değil SHUT, arkasında da UP yazdığını fark ettim. Planımız Esra yeni evine çıktığında parti verip tekila içerken üzerinde SHOT yazan tişörtlerimizi giymekti. Üzerlerinde SHUT da yazsa planımızı harfiyen uygulayacağız.

Sayfanın ağzıyla yüzüyle oynadım biraz, çogzel oldu bence.

Hava çok sıcak.

15 Haziran 2012 Cuma

Evde yemek olmadığı için annemle pizza söylemeye karar verdik ve açlıktan yemeksepeti şifremi unutmuşum. Ben de dominos'un numarasını bulmaya çalıştım internetten. Bi sitede Ankara Dominos şubeleri yazıyordu ve listede bize en yakın olan yer Bahçelievler'di. Arayıp siparişimi verdim, adam adresi istediğinde tam söylüyordum ki birden "Orası bizim bölgemiz dahilinde değil yalnız." dedi. NASOLUR YA DAHA GEÇEN GÜN YEMEKSEPETİ'NDEN SÖYLEDİM, GELDİ dedim. Adam bütün sakinliğiyle "Allahallah, emin misiniz?" filan dedi ve ben çemkirmeye devam ettim. Sonra adam "Yüzüncü yıl sizin adrese daha yakın diye biliyorum ama..." diyince "ya....neyse tamam yyakşamlar hhffff :sssssssss" filan diyip telefonu kapattım.

AMINAKODUĞUMUN LİSTESİNE YAZMAMIŞLAR, NERDEN BİLEYİM YÜZÜNCÜ YIL'DA DA DOMİNOS OLDUĞUNU LAN?!

İlk postum çok şeker oldu.
Tumblr'a kafamı sokmak için attığım en büyük adım oldu.
Bir yerden başlamak gerekiyordu ve başladım. Haydi bakalım.