5 Aralık 2012 Çarşamba

Anlayamadığım bir sürü şey, bir sürü insan, bir sürü davranış var. Emin olduğum şey ise, dünyadaki bütün psikanaliz kitaplarını yalayıp yutsam da, anlayamadığım insan davranışlarının sayısındaki azalmanın genele herhangi bir etki etmeyeceği.

Dün ekşi'den sınav kağıtlarına yazılan ilginç notlar gibi bir şey okudum. Sonra birinci sınıftayken açıklamam gereken "anal dönem" başlığına bebeğin kakasını vermek istememesiyle ilgili bir şeyler yazarken kaka'nın İngilizce'sini hatırlamayıp yerine "shit" yazdığım ve parantez içinde hocadan özür dilediğim not geldi. Kendimi tek ifade etme biçimimi bile yansıtamadığım için yabancı dilde eğitimin amınakoyayım bence. Mesela sınav kağıdına bok yazıp yazmamak değil elbette. Bunun daha bir sürü eksisi var. Fakat burada bunu tartışacak değilim.

Eskiden insanlar bana mail atardı. Şimdilerde atmıyorlar. Eskiden, eskiden insanların mektuplaştığı hatırlanıp üzülünürdü. Şimdi mail gelmiyor diye üzülüyoruz. Ya da bir tek ben üzülüyorumdur. Önemli değil. Gerçekten değil.

Lisedeyken Adnan Ötüken Halk Kütüphanesi'ne giderdik. Çok yüksek tavanlı, kocaman avizeleri ve tavana kadar pencereleri olan, oturma düzeni ilk bakışta bir kiliseyi andıran, kasvetli bir kütüphaneydi. Hep aynı yere oturup koca koca kitaplar okuyup notlar alan yaşlı amcayı kütüphane görevlisi sanırdık. Sonradan kendisinin hobi olarak orada bulunduğunu öğrenmiştik. Fransızca çeviriler yapıyormuş. Orada bulunduğum saatler içerisinde ders çalışmak yerine genelde insanlar hakkında düşündür, film gibi hayaller kurar, sisteme isyan edip ders çalışan gençleri gri olmakla suçlardım. Yanımda burnunu çeken bir gençle ilgili onu ne kadar iyi anladığımı anlatan sayfalar dolusu bir yazı yazdığımı hatırlıyorum. Daha sonra Milli Kütüphane'ye gitmeye başlamıştık. Orası üniversite öğrencileriyle doluydu. Milli Kütüphane Adnan Ötüken'in zibilyon katı büyüklüğünde. Bir çalışma salonunda yaklaşık 400 çalışma masası var. Büyük bir bahçesi var ve kütüphanenin Bahçelievler'de olması mola verdiğinizde verdiğiniz mola saatini 3 ile çarpmanıza neden olur. İşte o zamanlar, havalar ısındığında kimsenin girmediği ağaçlarla kaplı alana girip orda yatardık. Mayıs ayı gibi ağaçlarındaki erikler yenilecek kıvama gelirdi ve hava karardığında ağaçlara dalardık. Evdeki erikleri yemezdim çünkü ben meyve sevmem. Ama işte o kütüphane bahçesindeki erikler çok güzeldi. Kütüphaneler o öss stresiyle dolu, boğulup ölemediğimiz zamanları yaşanabilir kılan yerlerdi. Üniversiteye başlayınca da birkaç kere gittim ama eski sıcaklığı bulamadım. Şimdi okul kütüphanesindeyim. Cumartesi sınavım var. İnsanlar hakkında düşünüp, film gibi hayaller kurup, sisteme isyan edip ders çalışan gençleri gri olmakla suçlamaya devam ediyorum. Değişen tek şeyin yaşımdaki rakamlar olması beni mutlu ediyor.

6 yorum:

  1. bence mail adresini verirsen, birkaç güne kadar sana bissürü mail geleceğine inanıyorum. şahsen ben mail atıcam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Balık fotoğrafının altına iletişme adresi ekledim. Deneyelim bakalım.

      Sil
  2. tanımadıgın ınsanlar tarafınsan sevılmek nasıl bı duygu? evet sevıorum senı yazılarını,hayatını,beynını,konusma dılını,tıpını:) yazılarını okurken cok keyıf alıyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Tanımadığım insanlar tarafından sevilmek varoluşsal kıvranışlarıma çare olmuyor malesef :/ Fakat lakin ki sevgi güzel bir şey.

      Sil
  3. varlıgından bız cok memnunuz (:

    YanıtlaSil