19 Kasım 2012 Pazartesi

Küçükken, ilkokul mesela, sabah annemden okula gitmemek için izin koparabildiysem, ne bileyim 10'da uyanmak çok acayip bir şeyken işte, ve okula gitmediğim o gün 10'da uyandıysam, ev sıcacıksa, havlu gibi kumaşlı pijamalarımın üzerine hırka giymişsem ve annem kahvaltı hazırlamışsa, ve o kahvaltıyı çizgifilm izleyerek yapmışsam.. Mutluluğun tanımı sanırım bu. Hayatımda en sevdiğim insanla evde baş başa olmam ve onun benim için yiyecek hazırlaması, bana çizgifilm açması, uyuyakaldığımda üzerimi örtmesi..  Anneme bağımlıydım. Benim için başka bir insan yoktu. Herkes yalancı, herkes güvenilmezdi. Bir tek annem vardı. Anasınıfına başladığımda 3 ay boyunca okula ağlayarak, gitmemek için çırpınarak gittim. Sabahları annemin sinirleri bozulur, o da ağlardı. Ben gidiyorum diye ağladığını sanar, daha kötü olurdum. Onunla baş başa kalabilmek için, bana, onun en sevdiği şeymişim gibi hissettirmesi için okula gitmek istemediğimi, kimse, bilmiyordu.

Mesela misafirliğe gittiğimizde, eğer susamışsam, evdeki kadınlardan biri bana su doldurduysa, onun elinden o suyu asla içmezdim. Annemin gelip doldurması gerekiyordu. Başkasının verdiği suyu içmem mümkün değildi. Güvenemiyordum. Mesela kadının biri bana dünyanın en havalı musluğundan su doldursa, ben onu içmezdim ama annem çamurlu su verse, hayatımın geri kalanını annemin elinden çamurlu su içerek geçirebilirdim. Kör kütük, sorgusuz sualsiz, aşıktım. Ve bu tek taraflı hastalıklı aşk, annemi çok yoruyordu.

Annem her yerde ona çok yapışık olduğumdan nasıl sıkıldığını, onu nasıl boğduğumu anlatırdı. Benim yanımda. Aklım almıyordu bu durumu. Nasıl? Nasıl olabilirdi yani? Yani, hayatta sevdiğim ve güvendiğim ve ısı ve ışık ve enerji kaynağı olarak gördüğüm tek yaratığın benden rahatsızlık duyuyor olması... Bundan daha büyük bir üzüntü yoktu. Sonra birden bitti. Birden. Ondan koptum. Bıraktım. Bir yaz tatilinde annemler dedemlerde kalırken, ki annem neredeyse benim de orada olma durumumdan bahsetmeme gerek duymuyorum, o gece ben amcamlarda kaldım. Ablam hep amcamlarda kalırdı yazın. Bir akşam "geliyor musun?" dediler. "Geliyorum." dedim. Annem şaşırdı. NASIL? dedi. Ben dedim, gidiyorum. Bu gece burda kalmayacağım. Annem "kalabilecek misin?" gibi bir şeyler söyledi. Hiç zorlanmadığımı anımsıyorum. Sanki annemin ona bağımlı olmamdan duyduğu rahatsızlığı kullanıyor ve onu kendimi ondan uzaklaştırarak cezalandırıyordum. Ah ne kadar güçlü hissetmiştim kendimi. Onu bırakıyordum. Madem benden rahatsız oluyordu, o zaman o gece yanında kalmayacaktım. Görsündü. Görsün de senelerce orda burda söylediklerinden pişmanlık duysundu. O gece gittim. Annemi düşündüm. Ama ağlamadım. Ama rahastızlık duymadım. Ama huzurluydum. Sonra fark ettim ki; meğer artık özgürmüşüm. Özgürlük, birileri tarafından verilmezmiş, onu biz kendimiz alırmışız.


6 yorum:

  1. çok güzelli olmuş yazılarını çok seviyorum nedense :)

    YanıtlaSil
  2. o saman anneni ben alabilir miyim ossaman? çünkü adam ÇİLEKLERİ DİLİMLEYİP PUDRA ŞEKERİ DÖKÜP ODANA GETİRİYOR GOD DAMN IT! mehlika

    YanıtlaSil
  3. Özgürlüğü aileden yola çıkarak alınca güzel yerlere gidiliyor. Annenin mesela kısıtlayıcı faktör olduğu zamanlar var.dur,gitme,olmaz,yapma dönemin.. Senin için özgürlüğünün çekip alındığı zamanlar. Bir de annesinin ölümüyle ben şimdi ne yaparım? denilen özgürlük anlayışı. Demek ki kavramlar bizim tam da düşündüğümüz gibi değilmiş. Demek ki özgürlük hep içteymiş.Alınmazmış...

    YanıtlaSil