10 Ekim 2012 Çarşamba


10.10.2011'de yazdığım bir yazı. 1 yılda değişen tek şey yaşım olmuş. 

Üniversitenin en güzel yanı, canın derse girmek istemediğinde bunun adının “OKULDAN KAÇMAK?!?!?” değil, “canım derse girmek istemedi.” olması. Şüphesiz. Bugün okula boşu boşuna gitmiş sayılabilirim. İlk iki saat boyunca kitap okuduktan sonra, diğer iki saate girmeme kararı almamdan söz ediyorum. Çünkü her şeyi aklileştirebilirim. Aklınıza gelebilecek her şeyi, aklileştirebilirim. “Derse girmek istemedim çünkü ayakkabılarım yeniydi.”yi bile, mantığıma uygun hale getirebilirim. Neyse ki derse girmek istemedim çünkü adamın dediklerinden bir bok anlamıyorum.

Bazen, hayal kurarken, üzerinizdeki kıyafete kadar kurgularsınız. Ense tıraşı ve hayal kurmak birbirlerine çok benzeyen iki eylem. Çünkü ikisi de bedava. İşte üzerinizdeki kıyafete kadar kurgularken beyninizde, gözünüzün önündeki fotoğrafta çok güzel görünürsünüz. Yani öyle bir ego ki bu, istem dışı sırıtırsınız da, sırıttığınızı biri görecek diye gerçek dünyayı kolaçan edersiniz. 

Bazen şansıma, bana bir şey danışan birilerine mantıklı gelecek bir iki cümle kuruyorum da, karşılığında çok iyi bir psikolog olacağımı söylüyorlar. Eğer derslere girersem, diye düşünüyorum. Derse girmek istemiyorum çünkü hava çok kapalı. Hayır hayır, pantolonum dar. Hayır ya, girmek istemiyorum çünkü adamın dediklerinden bir bok anlamıyorum. Derse girdiğim zamanlarda da, yanımda yüzünü tam seçemediğim uzun boylu bir genç adamla birlikte -üzerimizdeki kıyafetlere kadar- yürüdüğümüzün hayalini kuruyorum zaten. 
Ense tıraşı gibi.
Bedava.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder