7 Temmuz 2012 Cumartesi

Şu anda içerisinde bir sürü koli, birkaç koltuk, bir televizyon -fakat kendisi yerde-, ve sayısız hurç'un bulunduğu bir salondayım ki burası yeni salonumuz oluyor. Hurç dediğimiz şeyin hayatımızda bu kadar büyük bir yerinin olmasına çok şaşırdım. Hayatımızı kurtarıyormuş da haberimiz yokmuş. Taşınırken şaşırdığım bir başka şey ise annemin varımızı yoğumuzu, bütün rızkımızı tencere ve tavaya yatırmış olduğunu fark etmemdi. Açılan her kutudan tencere çıkması gerçekten ibret almamızı gerektirecek bir olaydı.

Mobilyalarımı yapması gereken ve kendini iç mimar sanan Sezer usta şu an mutfakta birtakım şeyler yapıyor ve bilin bakalım ne? Hala yatacak yerim yok. Sezer bey neden böyle yapıyor anlamıyorum. Beni elimde ikea kataloğuyla görünce kendisinden kenara çektiğinde koltuk olan ve aslında yatakmış gibi görünüp arkasından küçük bir salona açılan bir yapı isteyeceğimi sanmış olacak, benden fellik fellik kaçmakta. Oysaki son derece normal bir yatak, bir çalışma masası ve bir kitaplığa ihtiyacım var.

Salı günü Ulusal Psikoloji Öğrencileri Kongresi denilen şeye gitmek üzere İstanbul'a gidiyorum. Kongrenin Tuzla'da yapılacak olması ve ilk gece açılışta Kurban konseri olması beni biraz germeye başladı. Lise hayatım boyunca Kurban konserine gitmedim ve adamlar karşıma psikoloji kongresinde çıkıyor. Dostum, neler oluyor? Neyse ki Duygu'yla "Beyenmezsek kaçarız." gibi bir planımız var fakat lakin ki Tuzla'dan nereye kaçıyoruz be Duygu'm?

Ankara'ya döndüğümde odamda yatak bulamazsam Sezer Usta'ya YAPAMIYORSAN BU İŞİ BIRAK SEZER USTA! diye haykıracağım. Ayrıca annemlerin odası için yaptığın dolap götüme benziyor, diye ekleyip kendisini rencide edeceğim. Sonra Ikea'ya gidip yepisyeni bir yatak alıp eve getirip mışıl mışıl uyuyacağım.

I don't see what İsviçreli tasarımcı can see, in anyone else
but Sezer usta......


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder