18 Temmuz 2012 Çarşamba

Bu yazı, birkaç günlük İstanbul seyahatimi anlatan fotoğraflı ve uzun bir yazı olacak. Birkaç bölümden oluşacak ve her bölümün başlığı olacak. Seçin, beğenin, alın ama hepsi birbirine bağlı o yüzden okumak zorundasınız........ Yok lan değilsiniz. Enjoy it canlarım.

1)Psikoloji kongresi var dediler, gittik.

Ulusal Psikoloji Öğrencileri Kongresi denilen şey 4 kız yurtta kalmamız, akşamları salak salak eğlenmelerimiz ve bölümümüzle ilgili bir konferanstan öbürüne koşup sonunda sertifikalarımızı almamız gibi birçok güzel şeye vesile oldu. Fakat Okan Üniversitesi'nin eşşeyin zikinde oluşu ve cimriliğinden 2 tane ring ayarlayamayışı gibi birtakım problemler vardı, o kadar da olsun artık ne yapalımdı. Üzerlerinde isimlerimizin yazılı olduğu kartlar kendimizi daha havalı hissetmemize neden olup duruyordu. Bilemiyorum, en azından benim için öyle. Aynı şeyi bahar şenliklerinde Yaşayan Kütüphane'de de yaşamıştım. Şekilciliğimden ölücem. Kongrede çok acayip bir şey yaşadım. Sene içinde bizim okula konferansa gelen bir hoca, kendisi Ozanser Uğurlu oluyor, konferansta twitter hesabını söylemişti ben de o zaman izlemeye almıştım. O da bana dönüş yapmıştı fakat bunun dışında bir etkileşimimiz olmamıştı. Aynı hoca psikoloji kongresinde de vardı ve ben de kongre esnasında twitter'a kongreyle ilgili birtakım şeyler yazıyordum. Bir de baktım ki bir mesaj. Bir de baktım ki mesaj Ozanser hocadan. Kendisi tivitlerimden kongrede olduğumu anlamış da benimle tanışmak istiyormuş. OLM BÖYLE ŞEY Mİ OLUR LAN? HOCA BENLE NEDEN TANIŞMAK İSTER?! Her şey çok saçmaydı. Ay belki okuyordur burayı. Hocam yanlış anlamayın, sadece, SADECE ÇOK ACAYİPTİ. Okuldaki hocalarımla bile tanışmıyom lan ben. Neyse, sonra Ozanser hocanın Aşkın Psikolojisi konferansına girdikten sonra yanına gittim, sohbet ettik biraz. Çok renkli bir insan olduğumu ve çok güzel küfrettiğimi söyledi. Hatta ÇOK GÜZEL  AMINAKOYAYIM DİYORMUŞUM. Kaç taneniz bir hocayla karşılıklı amınakoyayım diyor lan?! Bilmiyom, çok acayipti. Matematiği geçtiğim için sevindiğini de ekleyince çok şaşırdım. Evet matematik mevzusunu bilmeyen bir allağın kulu yok fakat yine de ilginç bir olaydı. İlk defa bir hocadan taktir gördüm, o da amınakoyayım dediğim için oldu amınakoyayım! Neyse. Ozanser hoca da bir hayli renkli bir insan. İş bulamazsam kapısını çalar, küfrederim. Belki bir faydası olur ;))))9

2) En sevdiğim evler listesinde ilk 5'teki ev


Kongre bittikten sonra cuma günü akşam hep beraber Tuzla'dan ayrıldık ve Kadıköy'e gittik. Orda Melih'le buluştuk. Melih de birkaç gündür Kadıköy'de bir barda tanıştığı bir adamla kalıyormuş. Oradan Beşiktaş'a geçip Burak'la buluştuk. Burak'ı beklerken boyacı bir çocuk Melih'in ayakkabılarına birtakım şeyler sürdü ve krem rengi ayakkabı kahverengi oldu. Fakat kurudukça rengi açılacaktı bu yüzden Melih'e üzülmemesini söyledik. Melih boyacı çocuğa 5 lira verdi. Burak geldikten sonra hep beraber onların Fulya'daki evlerine gittik. Evde Görkem ve Dora dışında tanımadığımız 3 kişi daha vardı. Kafalar biraz şekerliydi. Biz de onlara katıldık, çok güldük, çok eğlendik, sonra güzeelce uyuduk. Görkemlerin yeni evi eskisine göre daha güzel bence. Ya da GörkemBurakDora üçlüsünün yaşadığı her yer bana çok güzel geliyor. Sabah 11buçukta uyandık, duşlar alındı, hazırlanıldı ve Beşiktaş'ta Sena'yla buluşup kahvaltıya gittik fakat hava o kadar sıcak, o kadar sıcaktı ki, kahvaltı yapamadık. 




3)One Love'ın ilk günü:  Ceza mı bu çektiğim, çile mi?

One Love'a gelen sanatçılar ilgimi çekmiyordu fakat arkadaşlarımla birlikte olmak ve eğlenmek için bilet almıştım. Santral İstanbul'a geldiğimizde alan girişini vıcır vıcır insan dolu görünce sıra var sandık fakat o aslında içerde alkol tüketimi yasaklandığından dışarda içen insanların kalabalığıymış. Durumu görünce birkaç küfür savurup diğer insanlar gibi Santralİstanbul karşısındaki çimenlere yayılıp birer bira içtik. Konser alanına girip biraz oturduk fakat hep YA NEDEN YAAA NEDEEEEEN diye isyan ediyorduk. Ara sıra alan dışına çıkıp bir şeyler içiyorduk. Bu sırada okuldan başka arkadaşlarımız da geldi ve Buğra'nın meşhur "Kantar" içeceğinden içtim. Şimdi burada tarifini verirdim dee... Yok lan içinde 2 şey var. AMA YİNE DE VERMİYOM. Kafalarımız biraz güzelleşince içeri girdik ve Osmanla salak salak dolandık. Alternatif sahnenin önünde uyuyakalan Osman'ı orada bırakıp diğerleriyle yemek yemeye gittim. Tekrar dışarıdaydık ve Duygu'yla beraber yürüyorduk. O an çok garip ama beklenen bir şey oldu. O ana kadar, mesela içeride, gözlerimin aradığı insanları çok savunmasız bir anımda karşımda gördüm ve. Artık bu konu hakkında bir şeyler yazabilecekmiş gibi hissetmiyorum fakat garip bir kırılma anı yaşadım. Alkolün de etkisiyle, Duygu'ya sarılıp, uzun zamandır da ağlamıyordum, içimde ne var ne yoksa gözlerimden dışarı bıraktım. Aynı eylemi Görkem'e sarılarak, Osman'a sarılarak ve Sena'ya sarılarak birkaç kere tekrarladım. Sanki içimde, çok çok uzun zamandır sıkışıp kalmış, böyle, çıkmak için bedenimi zorlayan ama bir türlü çıkamamış bir şey varmış da, o an amacına ulaşmış, çıkış yolunu bulmuş da kendini boşluğa bırakmış gibiydi. Özgürlüğüne kavuşan bu şeye alıştığım için gidişi o dakikalar beni çok üzdü. Sonrası. Sonrasında yere oturup Osman'la köfte ekmek yerken ve ikimiz de çok, çok üzgünken ve Sena karşımızda köftecilerle siyaset konuşurken ve Melih karşımızda, Duygu hemen yanımda, Görkem de diğer yanımızdayken, kendimi inanılmaz şanslı hissettim. Sonra konser alanına gidip Kaiser Chiefs'in Ruby'sinde zıpzıp zıpladık, çokçok eğlendik. Daha sonra Korhan Futacı dinledik. Sonra Silent Party'e katıldık. Ve kahır belalı günüme son noktayı su almaya gidip çantamda cüzdanımın olmadığı an koydum. Palahniuk, Fight Club'ta acını dindirecek şeyin daha büyük bir acıyla mümkün olacağından söz eder. Doğruydu. Güvenlikle bu durumu paylaştım. Adımı alıp telsizle kayıp eşya şeysini aradılar fakat ortada cüzdan müzdan yoktu. Bütün paramın içinde olması da çok büyük bir problemdi fakat kimliklerim ve kartlar içimi daha fazla büzüştürüyordu ve paralar gitse de cüzdan diğer her şeyiyle geri dönse gibi ütopik hayallere dalıp silkelenerek kendime gelmeye çalışıyordum. Kredi kartını iptal etmek gerektiğinin farkındaydım fakat kart babamın ek kartıydı ve "Babasız Kızlar Balosu"nu seven kızlar beni anlayacaktır, gecenin bir saati babanızı arayıp "Baba. Ben kafam güzelken cüzdanımı kaybettim de kartın bi hal çaresine bakıver sana zahmet." diyemiyorsunuz. Bu yüzden cüzdanın kaybolduğundan emin olduktan sonra haber vermeye karar verdim.

Yani anlayacağınız, One Love'ın ilk günü; festivalciler, organizatörler, Eyüp halkı ve özellikle benim için korkunç bir gündü. Dönüşte Taksim'de yemek yedik. Duygu, kendimi kötü hissetmeme fırsat vermeden beni ekonomik olarak kendisine bağladı. Bir yandan da dalga geçildi. Bana "gak" deyince eppek "guk" deyince su vereceklerini söylediler. Gülüp durduk. Akşam eve dönüp bütün gün rahatça güzelleyemediğimiz kafalarımızı hoş ettik. Melih zaman kayması yaşadı, ona baya güldük. Bir şeylere daha güldüğümüzü hatırlıyorum, ama nelerdi onu hatırlamıyorum. Canım sağoluyor. 

4) One Love'ın ikinci günü: Allah kesin var.

Sabah kalktığımızda hepimiz bugünün daha güzel geçeceğine inanıyor gibiydik ama bunu sözlü olarak ifade etmedik. Sadece plan yapmama ve fazla düşünmeme gibi şeyler hakkında konuştuk. 


Fakat gittiğimizde gördüğümüz EYÜP ZABITA hassskkktr dedirtti bize. Dünkü tıklım tıklım olan şenlikli kaldırımların yerini polisler almıştı. Tek tük bira içen insanlar görülüyordu ve lanet olsun ki gelirken koca bir şişe votka almıştık. Biraz ilerleyip bir minibüsün arkasında onu bir çiftle paylaşıp hızlı hızlı bitirmeye çalıştık. İnanılır gibi değil ama polis kamerası bile vardı. 
















































































İçeri girişlerde güvenlik önlemleri önceki güne oranla artmıştı ve kombine bilekliğime rağmen kimliğim istendi. Bir gün önce cüzdanımı kaybettiğimi söyledim ve adam bana inanmadı. 18 yaşın üstünde olduğuna emin misin..... BANA PEK ÖYLE GELMEDİ DE.... diyip duran adama 21'İM LAN! dedim. Akşam cüzdanım hakkında bilgi verdiğim yerdeki bir adam beni tanıyıp yanımıza geldi ve içeri geçmeme izin verildi, cüzdansa hala yoktu. Başımıza gelen bir diğer saçmalıksa şöyleydi: İlk gün Osman bir oyundan minik bira şişesi şeklinde bir tuzluk kazanmıştı. Akşam yemek yerken de içine tuz doldurup tuzluğu cebine koymuş. Görevliler ikinci gün girişte Osman'ın üzerini ararken cebindeki tuzluğu buldular. "BUNUN İÇİNDEKİ NEY?!" dediler ve Osman tuz olduğunu söyledi. Adamlar "NEDEN BUNUN İÇİNDE TUZ OLSUN Kİ?!" dediklerinde Osman "ÇÜNKÜ O BİR TUZLUK?" dedi. Adamlardan biri tuzu eline döküp yaladı. Her şey çok saçmaydı. Yani tamam, bir insanın cebinde tuzluk taşıması saçma da, hadi ama, eroin olacak hali yok ya! 

Akşam yaşadığım "kırılma anı" hadisesinden sonra gelen rahatlıktan mıdır bilinmez, 2. gün kendimi iyi hissettim.. Daha çok eğlenip ve daha iyi vakit geçirdim. Ara ara tekrar dışarı çıkıp bir şeyler içtik. Aklım da hep cüzdanımdaydı aslında da, bulunacağı filan yoktu. Şimdiye kadar çok kere cüzdan kaybetmiştim ve her seferinde bulmuştum. Her bulduğumda da "Allah sevdiği kuluna eşeğini önce kaybettirir, sonra buldururmuş." sözünü hatırladım, deistliğim sarsıldı. Allah beni neden sevsindi? Sevse bile neden eşeğimle uğraşsındı? Ama şansımı daha fazla zorlamamın bir anlamı yoktu. Artık bir cüzdanı tam anlamıyla kaybetmenin ne demek olduğunu anlama zamanımdı.





























İçeri girişte cüzdanım hakkında konuştuğumuz adam bana doğru ilerliyordu ve inanmayacaksınız ama iki gündür sürekli konuştuğum adamla kederden yere bakarak konuşuyor olacağım ki  adamın söylediklerinden sonra kendisinin masmavi gözleri olan, beyaz tenli, hafif toplu biri olduğunu yeni fark ediyordum. Mavi gözleri gülerek bana yaklaştı ve dedi ki; "BULDUUK! BULDUK BULDUUUK!!!!" Keşke adını öğrenseydim. O an ona öyle bir sarıldım ki, yani, içimdeki bütün sevinci ona sarılarak aktaracak gibiydim. Sonra beni bir yerlere götürdü, yürürken iki günlük çilemin bir kısmını onunla paylaştım, seke seke yürüyordum. Geldiğimiz yerin kapısında bir süre beklememi söyledi. Orada biri daha vardı, bana geçmiş olsun gibi bir şeyler söyledi. Ve cüzdanım ellerimdeydi. İçindeki paranın tamamı alınmıştı fakat diğer her şey yerli yerindeydi. Bütün bunlar olurken arkadaşlarım Kimbra seyrediyordu ama sokayım Kimbra'ya, cüzdanım bulunmuştu. Hemen mesaj attım Melih'e. Sonradan telefonu elden ele gezdirip sevinçli danslar yaptıklarını söylediler. Geri kalan zaman süper geçti. Ozan'la buluştuk mesela. Çok özlemişim onu. Sonra. Ne bileyim, fazla hatırlamıyorum. Zaten o gece ayık olmakla sarhoşluk arasında sıkışıp kaldığımızı fark ettik. Tam sarhoş olamıyorduk çünkü aklımız festival alanında kalıyordu ve bir görevmiş gibi içiyorduk, ayılamıyorduk çünkü sürekli içer haldeydik. 

5) Hisarüstü çok güzel
2. günün gecesi Hisarüstü'nde Osmanlarda kalacaktık. Boğaziçi'nin Güney Kampüsü'nde manzarada oturup şarap içtik.

























Oradan eve yürürken Osman'ın "Hisarüstü'nün varoş barı" gibi bir tabir kullandığı Salvador isimli yere gittik. Mekanın isteyenin istediği şarkıyı seçmesi konseptine bayılan Melih de durur mu, yapıştırdı Sütlü Radyo klasiklerini. Orda saatlerce oturduk ve oradaki duygumuzun adı tam anlamıyla "huzur"du.

























Sonra Osman'ın çok sevdiği ama bu sevgiyi kimsenin anlamadığı bir büfede bir şeyler yedik. Bu sırada saat sabah 4 filandı. Gökyüzü aydınlanmaya başlarken eve girdik. Uyumadan önce sağ gözümün altının biraz morardığını fark ettik. Yorgunluktan çürümeye başladığımı düşünerek uyudum.

Ertesi gün Görkemlere gittik. Duygu Ankara'ya dönecekti, onu bindirdik, Melih'le ben bavullarımızı aldık, tekrar Hisarüstü'ne gittik ve akşam 5'te Kilyos'a giden otobüse bindik. 

6) Her yıl bir kere Kilyos'ta sabahlamazsam rahat edemiyorum.......

Osman, Melih, Cansın, Hakan ve ben akşam 6'da filan Kilyos'taydık. Görkem ve Burak da sonradan bize katıldılar. Bir Ankaralı olarak herhangi bir su birikintisi görünce aklını çıldıran ben, deniz görünce farklı diyarlara geçiş yapıyorum. Hemen hemmmmeen denize koştuk. 
























Görkem ve Burak da bize katıldıktan sonra -bu sırada Cansın gitmişti- Tırmata'da rakı-balık keyfi yaptık. Yemeğimiz, mezelerimiz, rakımız ve sohbetimiz baldan tatlıyken ve masada Melih ve Burak gibi iki romantik adam varken konu elbette şiire geldi ve Melih de durur mu, başladı Aysel'i okumaya.

Melih: ...Aysel git başımdan, ben sana göre değilim,
Ölümüm birden olacak, seziyorum,
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim,
Aysel, git başımdan,
seni seviyorum...

Osman: (kadeh kaldırır) Aysel'e...

Melih: Ne Aysel'i lan, kevaşe! Attila İlhan'a...

Sonrası da, "mek parmak mek parmak daha, sonu selamet."

Daha sonra sahilde ne kadar yürüdük bilmiyorum, baya yürüdük, bir yerden bira aldık, bir yere oturduk, çok güzel sohbetler ettik, oturduğumuz yerdeki bir evin penceresinden gelen bir ses "SAAT ÜÇ BUÇUK OLDU AMA YETER" gibi bir şeyler söyledi, hak verdik, kalktık, yürüdük, yürüdük, tekrar denize girdik.























Sonra uyuyacak bir yer bulup, uyuduk.
























İki senedir en güzel üşümelerimi Kilyos'ta yaşadığımı fark ettim.
Bir sürü duygusu olan, çokça yorucu, ne güzel bir haftaydı!
Yazı bitti. Gidebilirsin.

Edit: Melih'in ayakkabıları eski rengine dönmedi.

13 yorum:

  1. arkadaşlarınla bu tatlı hallerin daim olsun kelebeğim.

    (anne gibi yorum bırakmayı severim)

    YanıtlaSil
  2. öldüm kıskançlıktan lan!
    bir anonim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben böyle şeyler paylaşınca yılın 365 gününü bu şekilde yaşıyormuşum gibi bir izlenim oluşuyor halbüse mesela Ankara'da eğer gece geç kalmışsam eve yakın geçen iki dolmuştan hangisi beni eve 1 dakika bile daha erken yetiştirecekse ona binme hesapları peşinde koşuyorum. Oha çok zormuş lan düşününce.

      Sil
    2. Yok yani 365 gün değil tabii ki de, şu sıcakta okulu henüz bitmemiş bir başka Ankara çocuğunun su birikintisi görünce heyecanlanıp kıskançlıktan beyin kıvrımlarının düzelmesi diyelim.
      Aynı anonim

      Sil
  3. Hayatına özendim lan (ahah, bu duygumda yalnız değilmişim).

    Eşeği kaybettirip buldurma deyiminin Allah'la ilişkili olduğunu bilmiyodum. Ne saçma bi sözmüş lan, sevilen birine niye eşeğini kaybettirip buldurasın ki. Eşek şakasından hallice bi şey bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O sözü babamdan duymuştum ama o cüzdanı kaybedip bulmasaydım o mutluluğu yaşayamayacak ve önceki günkü kahır belalı durumlara üzülmeye devam edecektim. Sözü kim söylemişse haklı olabilir. Hayatıma özenme konusundaysa üstteki anonime verdiğim cevap yerinde olacaktır :)

      Sil
  4. ya ne kadar güzel geçmiş istanbul maceran okumaya doyamadım!
    cok tatlı insanların var!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Çok tatlı insanların var" ne tatlı bir cümleymiş :)

      Sil
  5. Uzun yazıları bile nasıl da okutturuyorsun:D gerçekten eğlenmek bu anlattığın gibi olsa gerek. ben blogspotu olmayıp her seferinde tumblrındaki linke tıklayarak burayı okuyup eğlenen ve yazılarını beğendiğini belli edemeyen bir tumblrlı(bir dost deseydim keşke ne uzun bi tanıtma oldu bu)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederiim, uzun ama net bir tanımlama olmuş aslında.

      Sil
  6. burası tumblrından daha güzel biliyün mü

    YanıtlaSil